Peki Eksişözlük bu duruma ne diyor?

orda saat kac

  1. kendisinin tanimiyla gelsin:

    “gezi gorunumlu geyik blogu”.

    eger siz de gezi yazilari okuyayim, gidilecek gorulecek yerler hakkinda fikir alayim, ama yer yer de kahkahalarla guleyim, bir de ustune guzel fotograflar goreyim diyorsaniz, bu bloga bir goz atin. – 

  2. [https://ordasaatkac.com/ https://ordasaatkac.com/]

    japonya’dan sonra isviçre’ye yerleşen, asya’da böcek yiyip avrupa’da hocasıyla beraber duşa giren ve acayip geyik bir dili olan gezgin ağbi. elin lüksemburg’unda gece vakti erekte bir zenci ile güreşmişliği de var. yarı türkçe yarı ingiliççe şiirleri de güzel. kısaca gezgin blogu takip etmeyi severler için iyi bir alternatif. – 

  3. ben bunun yazarıyla toplasanız bir saat kaldım, o da isveç’te…

    herif isveç soğuğunda parmak arası terlikle geldi lan…ne biliiim dedi bu kadar soğuk olacağını.

    takip edin, güzel blog bu.

    “geziyor ama yazıyor da!”

    bir de odtü’lü odtü’lüyü sever diye birşey var, ama olmayabilir de! –  

  4. ya bir de bu sayfanin guzel bir facebook sayfasi var efendim, kendisi gezileri sirasinda cektigi cok guzel fotograflari da paylasiyor ordan.

    facebook sayfasi icin burdan – 

  5. amatör imkanlarla gezelim görelim. youtube kanallarının daha aktif olmasını istiyorum. en son 4 ay önce bişey yüklemişler o da gayet keyifli. facebook takip etmek o kadar kolay olmuyor malesef. –  
  6. kapsamlı betimlemeleri ve yüksek geyik kalitesi ile göze çarpan, kaliteli bir gezi bloğu.

    özellikle “lüksemburg’da gece vakti erekte zenciyle güreşmek” ve “tatile giderken göte gelmek” adındaki yazıları ile sıçırtmıştır. – 

    eks6

 

  1. sürekli türkiye’de ve avrupa’daki patlamaları kıyas eden, duygularını içtenlikle yaşamayan, popülist destek paylaşımlarıyla merhamet dileyenlere yönelik avrupa’da öğrenim gören bi türk olarak -brüksel patlamasının ardından- bir şeyler karalamış. katılmamak elde değil.

    spoiler

    liseyi okuyan herkes bilir. fizikte etki-tepki diye temel bi kavram vardır. kimse de gidip durduk yere birini bombalayıp öldürmez. manyaktır, radikaldır ottur boktur ama nedensiz bir tepki olmaz. bugün terörden ve benzeri olaylardan kim çekiyorsa (ya da çekecekse) bunun diğerlerine anlamsız gelse de bir sebebi vardır. sen gidip silahlı örgüt oluşturup, silah tüccarlığı yapıp üstüne gidip sakince yaşayan halkların huzurunu bozarsan eninde sonunda bu senin topraklara geri döner. orta doğu’su, afrika’sı, amerika avrupa’sı yok bunun. fizik kuralları her yerde aynıdır. bunda şaşılacak bir şey yok. ama noluyor, her ne koşulda olursa olsun cezasını suçsuz insanlar çekiyor. ölenler çoluk çocuk, masumlar oluyor. esas üzüldüğümüz, bizleri sinirlendiren ve perişan hale sokan bu zaten.

    yalnız üzüntülerimizi bile içten yaşamıyoruz, bu da bir o kadar vahim. sürekli bir duygu kıyası, sürekli bir destekçi çağrısı; daha da kötüsü popülist olan (bakınız hepsi demiyorum) destek içerikli paylaşımlar. benim anlayamadığım da bu zaten. insanı duygularımızı içtenlikle yaşayamıyor olmak. şöyle ki; bir yanda paris’te saldırı olunca batının ve batı etkisinde olan toplumların jesuisparis şeklinde verdiği desteği türkiye’de saldırılar olunca niye bize vermiyorsunuz diye veryansın ediyoruz. yahu saf mıyız? adamın bizi kendine yakın görmemesine mi içerliyoruz gizlice? bak biz yıllardır sizin gibi giyinip yaşıyoruz, sizi dertli zamanınızda unutmuyoruz; bu yüzden “siz de bizi destekleyin lütfen” midir beklentimiz, nedir? sen üzüntünü yaşayacaksan yaşa kardeşim; ne diye durum kıyası yapıp duruyorsun? batıya iki yüzlü diyoruz da bizler (ya da tüm insanlık) çok mu dürüstüz allahaşkına? mesela bir türkiye vatandaşı olarak çıkıp güney amerika’da, hatta yani başımızda her gün olan kıyama duyar mı gösteriyoruz? meksika’da karteller öğrencileri doğrayınca çıkıp da yosoymexico mu dedik? e hayır. ha bak anlarım, insan üzüldüğü zamanlar yanında birini bulmak ister, başkalarından destek bekler ama herkes de kendi yakını, kendinden olanı ‘doğal olarak’ merak eder. insanın odak noktası da bu kadarına yetiyor. doğamız gereği yeri geldiğinde nispeten bencil olabilen ve bireysel çıkarlarımızı düşünebilen bir türüz. normal değil mi? batımızdakiler hasbel kader ortak bir dini ve geçmişi paylaştıklarından, kendi içlerinde olan bitene bizde veya daha uzakta olanlara göre daha çok değer veriyorlar. çok basit. ben de her ne kadar diğer ülkelerde olan insan ölümlerine (saldırı, kaza, doğal afet vs.) üzülsem de dürüst davranmak gerekirse burnumuzun dibinde olan can kayıplarına daha hassas oluyor; daha çok canımı sıkıyorum. çünkü kendimi o insanlara, o yerlere daha yakın sayıyorum. dolayısıyla kimsenin gelip de bana benankarayım, istanbulum demesini bekleyemem; belki yuzeysel de olsa gururum okşanır ama ne yalan diyeyim, yavan kaçar. tıpkı çıkıp benim jesuisparis, brussels dememin gerçekten samimi olamayacağı gibi (varsa, aramızdaki gerçek hümanistleri ayrı tutuyorum tabii). neticede o insanlar da bizler de emperyalistlerin, hükümetlerin yaptığı pisliklerin cezasını çeken basit insanlarız. işte bu basit döngüyü idrak edip önce insanlığı öğrenebilsek şu şehirim, bu ülkeyim demeye de gerek kalmayacak ya, orası hepten ütopya. içtenliğimizi, samimiyetimizi kaybetmeyeceğimiz günlere..
    spoiler

  2. bu blogu zevkle takip edenlerdenim. uslubu, kelime secisleri, humor’u muthis bir yazar.

    yalniz o her buldugunu yemek de nedir kardes ya 🙂 o cekirgeleri, kurbagalari citir citir gotururken, bilumum deniz-kara-hava canlisini siradan yediklerimize kiyas ede ede yeyislerin, hele domuz billuru… tobe tobe 🙂 izlerken sanki testere’yi izliyormusum gibi oluyorum.

    ne diyeyim afiyet seker olsun 🙂

    yazmaya devam kalemi guclu arkadas. 

     

eks8

Yayınlayan

ordasaatkac

Benim hakkımda degil ama benim yazmam hakkında birkac kelam: Kocaeli'nin Darıca ve Gebze ilçelerinde geçirdiğim ilkokul ve lise dönemlerinde olsun, Ankara'nın ODTÜ'sunde sular seller gibi akıp giden beş yılım olsun hayatım boyunca yazmaktan kaçan bir insan oldum. Annem "Oğlum hadi yaz" dedi, yazmadım. Hocam "Yaz" dedi yazmadım (Zorla yazdım). Arkadaşlar "Yaz artık amk" dediler (arkadaşlarım da biraz terbiyesiz mi nedir) yine yazmadım . Yazmadım oğlu yazmadım. Marifet sanki. Sonra ne mi oldu? Bi gün yazacağım tuttu. Yazmaya başlamam aynı zamanda siyah zeytini sevmeye başlamamla aynı döneme denk gelir hatta. Ne zaman yüksek lisansım için taa anasının nikahına Japonya'nın başkenti Tokyo'ya gittim, işler değişti. Önce canım deli gibi zeytin çekti; sonra etrafımda olan biteni, bu ilginç yaşamı ve dünyamı facebook profilimde bir takım arkadaşlarımla paylaşmak için ufaktan ufaktan iletiler yazmaya başladım. Şöyle biraz geçmişe gidip gördüm ki 2012 Ekiminden 2014 Aralığına kadar neredeyse 80 word dokümanı ileti yazmışım. Peh. En azından benim gibi yazmaktan kaçan bi insan için peh. Tabii her zamanki gibi "Yazmayı sevmiyorum ben yae" bahanesiyle arkadaşlarımın bin bir ısrarına rağmen blog açmayı erteliyordum. Sonra, 2015 Ocak başında 2015in Mayısına kadar bulunacağım İsviçre'nin Lozan şehrine doktora stajımı yapmaya geldim ve bir gün kendime: "Yeter lan, aç açacaksan şu bloğu" dedim; açtım. Şaka gibi. Yazmak için illa kıta değiştirmem gerekiyormuş gibi. Neyse, umarım bu saatten sonra göçebeliğe kısmi bir son verip seyahat anılarımı aktarabilirim. Gezi ve gözlemlerimle ilgili zirzop paylaşımları yapacağım blog ve facebook sayfalarımda keyifli zaman geçirmeniz dileğiyle. Ciao, Ekin B.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s