Lüksemburg’da Gece Vakti Erekte Zenciyle Güreşmek

Evet yine saçma bir başlık oldu, farkındayım. Ama durum cidden böyle. Sen kişi başı gayrisafi millî hasılası en yüksek ülkeye; dağlarla, ormanlarla örülü o sakin doğaya kafa dinlemeye git; sonra da gece vakti allahın yeni sevişmiş zencisiyle kavga et. Seyahat etmenin fıtratında varsa demek.. Bakın çok enteresan.

Ha bir de daha bismillah yazının başından zenci lafına takanlar varsa, onları sağda müsait bi yerde indirelim. Şu yazıdan sonra biri gelecek bana, “Ama zenci kelimesi ırkçı bi ifadedir; siyahi demenizi beklerdim açıkçası” modern çağ insanı tripleri atacak; deli çıkacam. Tabii var böyle pislik bir şey, ırkçılık. Ekseriyetle yapılıyor. Ama ben bu zenci kelimesinin toplumumuzda pat diye bir anda ırkçı bir ifadeye bürünmesini hangi ara kaçırdıysam artık.. Herkeslerde bir duyarlılık, bir duyarlılık; hiç sormayın efenim. Sanki “die madafaqa nigga die” diyoruz. İşte bunlar hep Siyenbisi-e dizileri, hep holivud filmleri. Bir de tabii lanet olası federaller!

Yıl 2009, ağustos ayı. O yaz, öncesinde iki yıldır öğrenmeye çalıştığım Fransızca’nın pratiğini yapmak için Paris’te kursa gidiyor, Fransız bir adamın evinde kalıyorum. Bir yandan da ufak ufak geziyordum. İlk iki ay Fransa’yı kendimce gezmeyi bitirdikten sonra komşu ülkelere göz dikmiştim. Planlarımı, cuma öğleden sonra kurs bittikten sonra başlayacak ve pazar gecesi geri dönecek şekilde yapıyordum. Bazen ucuza tren bileti denk getirmek için okuldan bi gün astığım da oluyordu; hadi yalan olmasın.

Bu planlardan bir tanesini de Lüksemburg’da bir gün konaklamalı Belçika gezisi için yapmıştım. O zamanlar Brüksel’de bir aile dostumuz yaşıyordu. Onu ve ailesini ziyaret etme amacıyla yola koyuldum. Paris’ten kuzeye çıkacağım için rotamda önce Lüksemburg geliyordu. Başkenti, ülkeyle aynı adı taşıyan Lüksemburg. Adamlar basit yaşamayı prensip edinmişler anlayacağın. Kral Sikodel Caddesi No:2 Lüksemburg deyince Zimbabwe’den bile koli gönderseniz bulunur. Belki bi yurtiçi kargo bulamaz ama siz bulursunuz; şey etmeyin. En kötü yolda birine sorulup öyle bulunur. Neticede Sincan kadar nüfusu olan bi ülkeden bahsediyoruz. Düzenli, temiz, her üç kişiden dördünün hayvani zengin olduğu, nefis yeşil bir doğanın içine kurulu; tam bir ‘gelişmiş’ diye tabir edilen batı ülkesi. Hiçb.. Yahu ağzının suyu aktı be sayın okur; bu halde yazıya devam edemem. Al şu peçeteyi de bi kendine gel. Yani diyordum ki hiçbir olumsuzluk, kötü enerji, esenler otogarı, Boys Anılar, 1tl’ye tavuk döner ayran, İ. Melih ve metrobüs kuyruğu bu ülkeye uğramamış. Pamuk gibi yaşıyo pezemenkler. Ulan zaten ülkenin adı bile lüks ile başlıyor, daha nolsun.

Lüksemburg’u size tanıtadurayım, öğlen olmadan iniyorum trenden. Gardan çıkıp hostelime yürüyorum. Tabii ülkede nispteten öğrenci işi konaklanabilecek tek bir tane hostel var; gerisi sanırsın Bakingım Sarayı. Giriş yapıp, çantamı atıyorum yatağa; şehri dolaşmaya çıkıyorum. Dere tepe yürüyorum. Çünkü ülke ciddi anlamda tamamen dere ve tepelerden oluşuyor. Bolca da doğal yeşillik alan. Öyle Japonlarınkisi gibi özenle düzenlenmiş park, bahçe de değil. Bildiğimiz ormanlık, koruluk alanlar. İnsan gerçekten hayret ediyor. Her ne kadar Fransız etkileri olsa da Lüksemburg net olarak bir Alman şehri. Fransızlara inat, Almanlık akıyor ve bağırıyor ben Uber alles Das Almanım diye. Ayrıca, dağlık bir arazide olmasından dolayı öyle “Hadi bisikletleri alalım da gezelim şekerim” şehri de değil. Hani ‘kot farkı’ diye nerden çıktığı bilinmez ama sadece babaların üzerinde uzmanı olduğu bi terim vardır ya, işte Lüksemburg tam onun yeri. Zonguldak gibi merdivenleri çok olan, Amasya gibi nehirlerin geçtiği bir kent. Bizim bu şehirlerimizden belki de tek farkı 350-400 yıl ileride olması; onu da biz Türkler sabahları erken kalkıp çalışır, kapatırız. İnancım tam.

Kot farkı
                                 Kot farkı

Şehrin altını üstüne getirmek öyle aman aman vakit almıyor. Bir çok kez in çık yapmama rağmen pek yormuyor. Ama mesela gidelim aynı şehir turunu Gebze’de yapalım; bakalım kim kimin altını üstüne getiriyor, kuyusunu kazıyor. Akşam eve ‘Bugün de ölmedik lan, ehe ehe’ diye şükrederek geliriz valla. Dolayısıyla her zaman bulamayacağım bu lüksün tadını, Lüksemburg’da çıkarıyorum. Doğaya doyuyorum hatta. Şehrin içindeki sokaklarda da yürüyorum epey. İşte katedralidir, büyük başgan Dük’ün sarayıdır, 2. Dünya savaşından kalan siperlerdir anıtlardır falan derken bir günde bitiriyorum. Hatta bir panayır varmış, ona da katılıyorum. Gece 10 olduğunda farkediyorum ki 8-9 saattir ayaktayım. Eh artık, biraz dinlenmeyi hakettiğimi düşünerek hostele geri dönüyorum. Çünkü ertesi sabah saat altıda trenim var Brüksel’e.

Lüksemburg merkez
                                                    Lüksemburg merkez

Hostel de merkezden yürüyerek sadece yirmi dk uzaklıkta. Şehrin üzerine kurulduğu onlarca vadiden bir tanesinin neredeyse en dibinde konuşlanmış. Etrafta çıt çıkmıyor, yaprağın kıpırdamadığı bir yaz gecesi. Tam olması gerektiği gibi. Hostele geri döndüğümde bir grup insan gözüme çarpıyor. Bir lise güruhu. Kızlı erkekli falan. Muhafazakar yapımıza ters işler dönüyor. Hocaları olduğunu zannettiğim yetişkinler ve çiçeği burnunda pek çok liseli bebeto, Belçika’da olduğunu anlayabildiğim okullarının eşofmanlarını giymişler; sohbet ediyorlar. Ulan yalnız ne özeniyorum şu adamların gençliklerine arkadaş. Geçtim yurt dışını, sikko Kumburgaz’a bile geziye götürülmedik la tüm okul hayatımda. Varsa yoksa Gebze’nin Denizli Köyü’ne pikniğe giderdik mk. O da ilkokuldaydı zaten. Ah neyse içim şişti, ben konuya geri döneyim en iyisi.

Hostelin yeri
                                         Hostelin yeri, vadinin dibi

Çıkıyorum odaya. İki tane kırk yaşlarında Lüksemburg’lu bisikletçiyle tanışıyorum. Onlar da yeni gelmiş olsalar gerek, leş gibi ter kokuyo oda. Taytları üstlerinde. Tabii hostel odası olunca artık allah ne vediyse koğuş gibi olabiliyor. Neyse ki bu sefer 6 kişilik bi odadayım. Bir de ben yaşlarda İsviçreli bir genç var. Kısa bir sohbetin ardından herkes işine gücüne geri dönüyor; ben de kattaki ortak duşlara gidiyorum. Gece yarısı olmadan da yatağa girdiğimi hatırlıyorum. Bisikletçilerden biri benim ranzanın üstünde, diğeri ayak ucumdaki ranzada yatıyor. Allahtan onlar da duş almış ve taytlarını dışarı asmışlar; oda en azından kötü kokmuyor. İsviçreli eleman zaten uyumuş gitmiş. Tek sıkıntı, hava çok basık. Durduk yere terletiyor. Tişört falan ıslandı daha yatmadan. Dedim zaten erkek koğuşu burası; de git yat boxerınla. Bir nebze işe yarıyor. Neyse diyorum, hiç değilse bi beş saat uyuyayım da sabah artık geri kalanını trende tamamlarım.

Daha dev yanılamazmışım:( Gece 1’di sanıyorum; gerçek dünya ile uykuya dalma arası gidip geldiğiniz tatlı bir evre olur ya sayın okur, hah işte içeri ayıoğluayınınoğlu gibi giren bir adam ve kadın yüzünden işte tüm bu iç huzurum piç oluyor. ‘Diis iz Sıpartaaa’ nidasıyla odaya dalan zenci çift anladığım kadarıyla gelmeden epey bi içmişler. Zaten kapıyı da bizzat onlardan önce içeriye dalan Ce iki haş beş o haş (ethanol) açmıştı. Çiftin erkek olanı karşımdaki ranzanın altında uyuyan İsviçreli’yi sert bir şekilde ittirip “Kalk burdan, burası benim yatağım olcak” diye Fransızca bi şeyler söyledi. Çocuk da kalkıp sessizce aynı ranzanın üst katına geçmesin mi? Tam bir ensesine vur lokmasını al beyaz batılısı. Çocuğun pısırıklığına gıcık olmam bir yana, adamın tavrı çok rahatsız ediciydi. Hadi dedim Avrupa Birliği sınırlarındayız, deplasmandayız. ‘Olaylara karışıp da polislik olmayayım’ diye sadece “Sessiz olun lütfen” şeklinde uyardım. Çift ise hiç iplemedi. Hatta bu sefer gürültülü bir şekilde başladılar şapur şupur sevişmeye.

Burada bir dipnot geçmek isterim. Bilenler bilir, dünya genelinde HI (Hostelling International) diye bir hostel zinciri vardır. Genelde diğerlerine göre birkaç dolar daha pahalıdır ama istisnalar dışında oldukça temiz ve kaliteli bir hizmet verir. Tek başıma gezerken tercihim genelde yer varsa HI’dan yana olur. Ama bu hostellerin genelinde bir kural olarak kadın ve erkek odaları (koğuşları) ayrıdır. Hala öyle midir, bilemiyorum. O yüzden eşinizle veya ailenizle yapacaklarınızdan ziyade daha çok arkadaş grubuyla veya yalnız gerçekleştireceğiniz geziler için uygun olur. Lakin ki çiftimiz resmen bu kuralı yıktı ve eyledi viran. Hayır, tabii gel sevgilinle yat uyu, nolcak lan? Kim ne diyecek sanki? Hatta başkasını rahatsız etmeyeceksen istersen orgy bile yap, banane. Benim uykuma müdahal.. Tamam yahu tamam, orgy fazla kaçtı; yapmasınlar. Senin de kafan orda kaldı sayın okur, farkettim. Ama illa da yapacaklarsa da çağırsınlar, dimi? Hele de milli birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde.. Kalede dururuz olmadı. Ama iki golden sonra orta sahaya geçeriz. Hep kalecilik de sıkıcı azizim..

Ben burda size zevzeklik yapadurayım, bizim çift bu esnada en ‘public’ kategorisinden sevişmeye devam ediyor. Ne pantalonu kalıyor ne sütyeni. Her şey yerde. İyice sinirleniyorum ama röntgencilik yapmayayım diye arkamı dönüp yastığı kafamın üstüne koyuyorum. Yok, olmuyor. Deli gibi gürültü var. Kendilerini yeniden sert bir dille kınayarak “No one would ever dare to test the patience and power of Turkey!11one!” diyorum. “Yav he he” bakışı atıyor erkek. “iizi meen, iizi. Çil aut” diyor. Pezemengin kendi çil aut da başka kimse değil tabii. G*t. Hepten tepem atıyor bu lafı üzerine. Yalnız, sanki odada olan biten gürültüden bi ben rahatsız olmuşumcasına başka bir allahın kulundan da ses çıkmıyor, iyi mi? Hadi İsviçreli pısırık. Bisikletçiler de “Aman Ali Rıza Bey, gece gece tadımız kaçmasın” modunda takılıyorlardı sanırsam. Baktım uykum zaten piç olmuş, dedim bu gece bana yar olmadıysa sana da olmayacak birader. Kalktım ayağa, dikildim başlarına ve “Ya şu anda bu gürültüyü kesersiniz ya da ben aşağı inip görevlileri çağırıyorum!“ diye çıkıştım. Bunu da artık nası yaptıysam.. Girerken herifin silüetini görmüştüm. 1.70 boylarında olmasına rağmen bayağı enli, omuzlu bi abiydi, 30-35 yaşlarında falan. NŞA’da böyle bi vatandaşla kavgaya girmek pek mantıklı bi hareket değil. Çünkü herif vursa epey acıtır hani, tahmin edebiliyorum. Ama artık “Ben şiddetin hey tüylüsüne kayşıyım. Peace” eşiğimi çoktan doldurmuştum ve ipler kopmuştu. Baktım herif hiç sallamadı, döndü götünü yine inleye inleye kadına yumuluyor; boxerımla indim resepsiyona.

Aşağıda beni ilk o yarı çıplak halde görenler hala yatmamış olan bir takım liseli bebeler ve hocalarıydı. ‘Gece yarısı niyeti bozan sapkın Türk’ün vahşeti’ manşetli bir gazete haberini akıllarından geçiriyorlarmışçasına endişeli bi ifadeyle süzdüler. Tabii resepsiyondakiler de pek anlamlı bakmıyordu. Onlar daha sormadan anlattım her şeyi. Hayatımda da o kadar akıcı Fransızcayı bir daha hiçbir yerde konuşamamışımdır. Seçimler için oy istesem, en azından bi milletvekili seçerlerdi bence. Resepsiyondakiler iki tane güvenlik görevlisini çağırdılar, geri asansörle yukarı çıktık. Asansörde yaşanan o meşhur sessiz gerginliği boxerım biraz olsun bozuyordu. Normalde asansörde herkes kafa önde beklerken; bu kez hepimiz uzay düzlemde birbirini kesmeyecek aykırı doğrular ile tavana bakıyorduk.

Odanın kapısını açtım. Bizimkiler sesleri duymuş olacak, uyuyor taklidi yapıyolar. Yerdekileri de yatağa geri koyup, örtünmüşler hatta. Çocuk gibi ha. Bu sefer güvenlikler döndü bana, “Ee, uyuyo bunlar” dedi. La dedim uyuma taklidi yapıyolar. Zaten iyice zıvanadan çıkmışım; bağırdım bisikletçilere de “Ulan hepiniz oradaydınız be, konuşsanıza!“ diye. Neyse bi tanesi kalktı, destek mahiyetinde bi şeyler geveledi. Sonra zaten çalıştıkları hostelin kuralını hatırlamış olacaklar, güvenlikler kadına “Canım sen burda hayırdır ya?” tarzı baktılar. Kadının dışarı çıkmasını isteyince bu sefer adam da bastı yaygarayı. Ben tam ‘Allahınızdan bulun olm. Restleşmeyecektiniz, alın derdinizi anlatın güvenliğe’ minvalinde yatağa dönmüştüm ki hayatımda hiç unutmayacağım o ithamla aniden irkildim. Adam bana doğru işaret parmağını uzatıp “Ben siyahi olduğum için bunu yaptın. Yerimde beyaz biri olsa bi şey demeyecektin. İki yüzlü bir ırkçısın!” dedi.

Zaten uykumun içine edilmiş, bütün gece tepemi attırmışlar; üzerine de böyle mağduru oynayıp ağır konuşunca öyle bir sinirlendim ki açtım ağzımı yumdum gözümü. Yine de insan gibi tane tane “Türkiye’den geldiğimi ve ülkemizde zencilere karşı ırkçı bir tavrın sergilenmediğini (en azından o zamanlar bu futbol maçlarında bir kaç kere denk geldiğimiz embesilce muz sallama olayları ortada yoktu. Onu yapan kıt akıllı, batı özentisi tipleri de çölde azgın develer kovalar inşallah); rencide edici bir ithamda bulunduğundan lafını geri alması gerektiğini”, hayret nasıl olduysa, söyleyebildim. O da tabii geri adım atacak değil; kalktı ayağı yarı çıplak vaziyette. Tabii daha beş dakika önce seviştiğinden dolayı kendinden önce ayağa pipisi kalktı; oda halkı olarak saygıda kusur etmeyip kendisini reverans yaparak karşıladık.

Yatakta yarı çıplak bi kadın, iki güvenlik görevlisi, mal gibi bakan iki Lüksemburglu ve hala ısrarla uyuma taklidi yapan İsviçreli çocuk önünde biri Türk biri Fransız, ayaktaki iki yarı çıplak olarak girdik birbirimize. Koridora kadar sürüklendik o halde. Tabii patırtı kütürtüden dolayı kattaki insanlar da kapıdan dışarı çıkmaya ve seyretmeye başlamışlar. Güvenlikler aslında ikimizden de yapılılardı. Fakar adamlar hostel tarihinde ve hatta son 70 yıldır herkesin gül gibi geçinip gittiği ülkelerinde bi kavgaya tanık olmadıklarından öyle kalakaldılar; “durun, ayrılın!” demekten başka bi şey yapmıyolar. Ben de bu sırada heriften olası bir yumruk yememek için yakın güreşip boynundan tutmaya, ayağını yerden çelmeye çalışıyorum. Ama eleman olayın da heyecanıyla hala erekte halde olduğu için aynı zamanda değdirmesin diye belli bi mesafeden fazla da yaklaşamıyorum. Ulan hadi berber koltuğunda berbere teslim olduğumuzdan değdirilmesine ses çıkaramıyoruz da kavga ederken değdirilme korkusu yaşamak da nedir yahu? Ayıp lan. Centilmenlik, delikanlılık kurallarına sığmaz bu. Ben resmen iki büklüm olmuş, nerden düştüm bu lanet duruma mk diye de hayıflanıyordum ki kendimi bulmaktan korktuğum yerde; yere kapaklanan adamın üzerine düşerken buldum. Allahım diyordum neden lan neden? Şu sessiz sakin Lüksemburg yaz gecesi erekte bir zencinin üzerinde mi sonuçlanacaktı?:( Biz boğuşmaya devam edelim, her kavganın olmazsa olmazı o tiz ve cırtlak kadın çığlığı içerden tüm koridora ulaştı bile. Güvenlik de artık olaya müdahale etmesi gerektiğini düşünüp, zaten yorgun düşmüş bizleri sonunda kenetlendiğimiz tek vücuttan ayırdı. Ne adam ne ben konuşabiliyoruz. İkimiz de arbededen yorgun düşmüş, terlemişiz leş gibi.

Ben, “Aha sıçtık işte, şimdi işin yoksa kırk saat polise dert anlat. Olm vizemi iptal eder geri gönderirler bunlar beni Türkiye’ye. Bok mu vardı sanki..” diye düşünürken güvenlikler çok sert bir şekilde adamla kadına derhal giyinip hosteli terk etmelerini söyledi. Hiçbir şey demedi ikisi de. Ama nereye gitsin la adamlar o saatte? Bütün ülke uyuyor. “Herhalde bana da kapı yolu gözüküyor” derken güvenlik görevlileri yaşananlardan dolayı benden özür dileyip duş alabilmem için sıvı sabun, şampuan ve havlu getirdiler. İyice dumur olmuştum. Halbuki daha üç dk önce sınır dışı edilmeyi falan aklımdan geçiriyordum. Adamlar, mis gibi ülkelerinde gece vakti allahın Türk’ü ve Afrika asıllı Fransız’ın paçozluğuyla uğraşmak zorunda kalmışlar; hala başkasının hatası yüzünden özür falan diliyorlar. Ben de gece saat 2’de hala koridorun ortasında, yırtılmış boxerımla yarı çıplak, elimde sabun falan..Tövbe tövbe. İyi dedim bari ekstra ve bedava bi hijyen ürünü, alırım bi duş. Zaten uykum da gece de yalan olmuş; en azından üzerimden elemanın yeni sevişmiş terlerini yıkayayım. Gittim bi tur daha duş aldım.

Üzerinden altı yıl geçti, bir kere daha kavga etmişliğim yoktur. O kadar belalı semtlerde (Gebze ve Esenler başta olmak üzere), Arap Baharı sırasında Orta Doğu’da falan bulundum; bir iki olay dışında böylesini yaşamadım. Bence zirvede bıraktım diyebilirim. Neticede neredeyse bir asırdır arbede yaşanmamış, sakinliğiyle meşhur ve yabancı şirketler tarafından güvenin başkenti olarak görüldüğünden tüm yatırımların aktarıldığı bir ülkede gece vakti allahın yeni sevişmiş zencisiyle güreş tutmak herkesin başına kolayca gelecek türden bir olay değildir. Özellikle de ırkçılığa karşı vermiş olduğum bu amansız mücadelemi yine bir zenciye karşı sergilemiş olmam ise yılın Yünisef İnsan Hakları Ödülü’nü bendenize haklı bir gururla kazandırmıştır.

Ayrıca, benim zenci arkadaşlarım da var lan. Çok iyi insanlar. Valla bak. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmez. Ama işte baz.. ama sen beni dinlemiyorsun?

Ciao,

Ekin

Yayınlayan

ordasaatkac

Benim hakkımda degil ama benim yazmam hakkında birkac kelam: Kocaeli'nin Darıca ve Gebze ilçelerinde geçirdiğim ilkokul ve lise dönemlerinde olsun, Ankara'nın ODTÜ'sunde sular seller gibi akıp giden beş yılım olsun hayatım boyunca yazmaktan kaçan bir insan oldum. Annem "Oğlum hadi yaz" dedi, yazmadım. Hocam "Yaz" dedi yazmadım (Zorla yazdım). Arkadaşlar "Yaz artık amk" dediler (arkadaşlarım da biraz terbiyesiz mi nedir) yine yazmadım . Yazmadım oğlu yazmadım. Marifet sanki. Sonra ne mi oldu? Bi gün yazacağım tuttu. Yazmaya başlamam aynı zamanda siyah zeytini sevmeye başlamamla aynı döneme denk gelir hatta. Ne zaman yüksek lisansım için taa anasının nikahına Japonya'nın başkenti Tokyo'ya gittim, işler değişti. Önce canım deli gibi zeytin çekti; sonra etrafımda olan biteni, bu ilginç yaşamı ve dünyamı facebook profilimde bir takım arkadaşlarımla paylaşmak için ufaktan ufaktan iletiler yazmaya başladım. Şöyle biraz geçmişe gidip gördüm ki 2012 Ekiminden 2014 Aralığına kadar neredeyse 80 word dokümanı ileti yazmışım. Peh. En azından benim gibi yazmaktan kaçan bi insan için peh. Tabii her zamanki gibi "Yazmayı sevmiyorum ben yae" bahanesiyle arkadaşlarımın bin bir ısrarına rağmen blog açmayı erteliyordum. Sonra, 2015 Ocak başında 2015in Mayısına kadar bulunacağım İsviçre'nin Lozan şehrine doktora stajımı yapmaya geldim ve bir gün kendime: "Yeter lan, aç açacaksan şu bloğu" dedim; açtım. Şaka gibi. Yazmak için illa kıta değiştirmem gerekiyormuş gibi. Neyse, umarım bu saatten sonra göçebeliğe kısmi bir son verip seyahat anılarımı aktarabilirim. Gezi ve gözlemlerimle ilgili zirzop paylaşımları yapacağım blog ve facebook sayfalarımda keyifli zaman geçirmeniz dileğiyle. Ciao, Ekin B.

9 thoughts on “Lüksemburg’da Gece Vakti Erekte Zenciyle Güreşmek”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s