İsviçreliye Noel’de Rakı Sofrası Kurmak

Evet sayın okur, durum aynen böyle. Bazılarınızın bildiği üzere bu yılın ortasında Japonya ile olan akademik ilişkimi bitirip İsviçre’ye geçtim. ETH Zürih denilen bir ilim irfan yuvasında yaklaşık altı aydır doktora yapıyorum. Çalıştığım labın neredeyse yarısı İsviçreli, diğer kısmı da Das Alman. Geriye üç beş kişi fasulyeden azınlık olarak birer Kolombiya ve Ekvadorlu, az İtalyan, bir tutam İranlı ve iki de Türküz.

Geçen ay hocamız benden Türkiye temalı bir Kırismıs yemeği düzenlememi talep etti. Kulağa saçma gelse de eh iyi madem deyip en azından karton kutuda mayonezli döner sunmayan Türk restoranlarına bakınmaya başladım.

boxfuerwebHOME
             Bakın bu bir dramdır

Bi iki denemeden sonra Adanalı bir abimizin işlettiği Ocakbaşı 01 adında bir yeri bulunca hoca ve mekanla da menü + içkiler üzerinde önceden anlaştım. Hoca, çoğunluğa daha uygun olacak diye içki olarak sadece şarap ve bira üzerinde karar kılınca da ses etmeyip kırk kişilik rezervasyonu yaptım. Ne de olsa hoca gecenin tüm masrafını karşılayacağı için takım içi dengeleri bulmak önemliydi.

Organizasyona bir hafta kala toplantının birinde o dekan olacak hocamız bana fantastique bir soru sordu:

+ Ya Ekin, aslında haftaya sen bize bir de kültürünüzle ilgili sunum yapsana. Mesela siz Türkiye’de Kırismıs‘ı nasıl kutluyorsunuz? Benim hiç fikrim yok mesel..

– Valla hocam, biz ruh hastası bi millet olarak gündüzleri ana caddede Noel babayı yeniçerilere kovalatıp akşam da camii önünde şişme balonunu pıçaklıyoruz ama yine de sen bilirsin yani..

CWta9kSUkAENDa1
                Did you think I am passing tashack?
  • Diyemedim tabii. Nasıl diyim ulan? Ya dedim Kırismıs değil de bizim işte Kurban bayramı var; kan gövdeyi götürüyor, aklın almaz. O da kırmızı falan.. heyecan dolu böyle otoyola fırlayan danalar, eli kolu kesilenler.. fiyuu, onu anlatayım. Baktım herkes bi ürktü; dedim, tamam birader ben size o gece Türkiye’yi yemeğiyle, örfu adetiyle tanıtacam. Ondan sonra ağzınızdan bir kere daha Konstantinopol, fes ya da deve çıkarsa Herekeli teyzeleri çağırıp hepinizi ıslak kilimle dövdürttürürüm.
1131564_5fb0be85b65155bdf5ce0c5b2e2ade90
  Hit me baby one more time – Kurban Fest at Bağcılar

Geçtiğimiz salı günü de gittik restorana koca bir güruh olarak. Sanki mekan sahibi benmişim gibi ‘Acaba beğendirebilecek miyim?’ minvalinde hafif tedirginim.  Garsonlara seslendim ‘abi allahını seven defansa meze içki getirsin; eğleyelim İsviçrelileri’ diye. Ama dedim “‘Rakı bunlara ağır geldiğinden içemiyorlar, sonra murdar oluyor. Hem zaten hoca da menüde istemedi. Diğer Türk arkadaşla biz birer ufak alalım, hesabı ayrı öderiz”. Tutup da kebabın yanına kadehte beyaz şarap içecek değiliz ya?

Neyse işte mezeler, sıcak pofuduk lavaşlar içkiler ne varsa önden sürdük milletin önüne. Tabii yazık kuzey Avrupalım sosisten patatesten başka yemek görmeyince gözü döndü; kıtlıktan çıkmış gibi abanıyor. Biz de baktık millet İsviçre çakılığından mesir macunu kıvamına geldi, nihayet açtık rakımızı, demlenmeye başladık. Yalnız siz de iyi biliyorsunuz ki iki kişinin içtiği rakı değildir. Hele de kalabalık içinde! Anasonun kokusu dört bir yana dağılınca İsviçrelim baktı melül melül. On dakikada, “ya ben de bi fırt tadabılır miyim’den hoop Cengiz abi, sen masalara üçer büyük getir en iyisi”ye evrildik. Hele üzerine bir de karışık kebap tepsileri gelince artık millet zevkten origami oldu. İşte, yabancıların rakıyla buluşmasından sonra restoranda geçirdiğimiz beş küsür saatte ortaya çıkan manzaralar:

Kendisi sapsarı bir Alman olan süpervizörüm elinde duble rakısıyla “Şırefeğ, şırefeğ, tşekküğleğ” diyerek bütün masaları dolaştı. Öyle sanıyorum ki ataları Stutgart’a Urfa’dan göç etmiş. Sarışın ve mavi gözlü olmasa direkt Şifa Mah-Cevizlibağ 500T muavini dersin ama işte Alman olunca akademik olmuş.

Avrupa Kadınlar Atletizm Şampiyonası’nda 4x100m’de şampiyon olmuş ve aynı zamanda fizyoterapist olan İsviçreli stajyerimiz şişe saplı Adana kebabını gayet doğal bir şekilde, sanki yıllardır Alplerde değil de Toros eteklerinde yaşıyormuş gibi avucunun içindeki lavaşla sıyırdı. Kızcağız gözlerimizin önünde iki saniyede Rebeka iken Refika oldu. Biz de diyoruz ülkemizden neden şampiyon çıkmıyor. E çünkü soğanlı dürüm!

Kuş-kaş pideyi gömdükten sonra İtalyan arkadaş artık eskisi gibi olamadı. Henüz yaşadığı kültür şokunu atlatamadan bu hafta bir de kavurmalı pide ile fatality çekmeyi planlıyorum. Seneye Roma’ya konferansa gittiğimizde Vatikan’ın göbeğinde Papa’ya “Pizza, lahmacun yanında diz çöküp tövbe etsin” diye haykırışını görmek olası.

Türkiye’yi anlattığım sunum sırasında yağlı güreşin kadınlardan ziyade erkeklerin ilgisini çekmesi beni hafif bi gerdi. Bazılarını telefonlarında “olive oil turkish wrestling men” diye google görsellerde aratırken yakalamam akıllard.. ya yok öyle değildir ya. Yok canım, yapmaz bunlar. Meraktır o, dimi? Ama sayın okur, ben yine de bundan sonra ofiste yere kablodur, civatadır ne bileyim işte el aletidir falan bi şey düşerse kibarlık yapıp da eğilmiyorum. Yani, nemelazım şimdi, bilemedim..

aliriza
          Aman Ali Rıza Bey,              ağzımızın tadı kaçmasın

Ayranı batıya sevdirme çabalarım bir kez daha hüsranla sonuçlandı. Hayır bi de diyorlar ki “ay bu resmen erimiş peynir gibi”. Ulan, o ayak kokulu peynir fondüsüne otuz frank bayılıp neredeyse çorabınızı atletinizi bandırıp yiyonuz; cennet pınarı ayrana ne haddine laf atarsın ey İsbiçreli? Sonra neymiş ay biber de çok acıymış. Bak ya. Seni danone pırobiyotik çocuğu seni. Acı biber yoktur, az ayran vardır Müller.

davos
                     Daha da Zürik’e gelmem

Sofra muhabbeti er ya da geç yine politikaya döndü ama Türkiye politikalarına. Oturdum iki İsviçreli bir Alman ve Polon ile Türkiye-Rusya ilişkilerini konuşuyorum. Neden? Çünkü İsviçrelinin en büyük derdi “Bu sene Küba’ya mı uçsak yoksa Alaska’ya mı?” da ondan. Dertsiz Alman bi de diyor ki bence Putin’e haddini bildirmeliyiz. Ulan dedim sen sus cenabet herif, ikidir bi savaş kazanamadınız. Size güvenip ilkine girdik; yattı bütün garanti kuponlar. Sıs, git araba mı yapıyon napıyon onla uğraş. Savaşlarda şahsi oynamayı da bırak.

Hakiki bir Baveryalı olan lab hocamızın elindeki yağlı lavaşı gavurdağ salatanın dip suyuna banması o koskocaman profesörü, o audi a7’si olan, fularlı dolaşan dekanı aldı götürdü; yerine Osmanlı tuğralı Doblosu olan emlakçı Naim’i getirdi. Hayatımda muasır medeniyetler seviyesinin hiç bu kadar çabuk sıfırlanabileceğini düşünemezdim. Jiizıs Kıraystından bulasın Kasımpaşasporlu Naim abi.

Kolombiyalı süpervizörüm mekandan ayrılmadan önce vedalaşırken elimi öpüp başına götürdü.

aybensok
                                 Ay ben şok

Tamam, belki örf ve adetlerin oturması için biraz daha ince ayar çekebiliriz ama resmen ilk defa doğunun ahlakını batıya götürdük lan. As hanım bayrakları balkona, as as. May the berhudar be with you evlat!

Örneklerden görüldüğü üzere gecenin sonuna doğru İsviçreli ve Almanlar başta olmak üzere batılı bebetoların şirazeleri epey kaydı. İki künefe daha götürse acilen mavi nüfus cüzdan çıkarmak için belediyedeki dayı oğlunu araya sokacak adam vardı yav orda. Son tramvayı yakalayacak olmasak Kırıkhan düğün halayına kadar giderdi de insaflı davrandık yine. E ama sen de gidip Gebze’nin bağrından çıkmış adama Christmas yemeği düzenletirsen bu olur Markus, ne bekliyon? Türkiye’de, otlayan ren geyiği görse hallenecek, boşta kızak bulsa çalıp tahtalarını sobaya atacak bi ton adam var, yalan mı? Bizden çıksa çıksa bu kadar Kırismıs çıkar.

Ya hadi yazıyı bitirmeden bahanesiyle de bi noktaya değineyim. Sayın okur, tamam anladık; ülke geneli olarak sokakta beyefendi veya yatakta hayvan (belki çita?) değiliz ama mutfakta da aşçıyız be. Şu kırk tane İsviçrelinin Almanın düştüğü hallere bakın. Hakkımızı yemeyelim. Yalnız hak deyince de aklıma musakka geldi ha gece gece. Olsa da yesek. Neyse, demem odur ki; bu Avrupalının her salatalığına da gözü kapalı tuzla koşmayalım yahu. O da bize koşsun az. Adamın medeniyeti var, zenginliği doğası var diye her yemeğine de methiyeler düzmek zorunda değiliz. “Kim düzüyo la?” diyenler açsın da görsün sosyal medyanın halini. Genç dimağlarımız facebookta falan telef oluyo; yazık günah.

Macarons-in-Cannes
    Makaron niyetine halley götüren genç dimağ

Elin penne arabiyatasındaki çük kadar rende parmesanı övecem, yorgan altında saklanıp Canan hocadan gizli gizli wafıl yiyecem, afedersiniz şey gibi profiterolle fantazya yapacam diye heder ettin kendini Türk genci. O yüzden, o pembe makaronun fotoğrafını çektiğin telefonundan seni derhal uzaklaştırıp özüne dönebilmene yardımcı olmak için yazıyı şu önemli satırlarla bitiriyorum:

Eyy Türk instagramının evladı. İşte, bu fish and chips içinde dahi vazifen; Türk muftağını ve sofrasını kurtarmaktır. Muhtaç olduğun şerbet, baklavandaki nefis yufkada mevcuttur!

Haydin hayırlı Kırismıslar inşallah (maşallah hocam),

Ciao,

Ekin

Bu senenin en iyileri:

Bonus (video):

Yayınlayan

ordasaatkac

Benim hakkımda degil ama benim yazmam hakkında birkac kelam: Kocaeli'nin Darıca ve Gebze ilçelerinde geçirdiğim ilkokul ve lise dönemlerinde olsun, Ankara'nın ODTÜ'sunde sular seller gibi akıp giden beş yılım olsun hayatım boyunca yazmaktan kaçan bir insan oldum. Annem "Oğlum hadi yaz" dedi, yazmadım. Hocam "Yaz" dedi yazmadım (Zorla yazdım). Arkadaşlar "Yaz artık amk" dediler (arkadaşlarım da biraz terbiyesiz mi nedir) yine yazmadım . Yazmadım oğlu yazmadım. Marifet sanki. Sonra ne mi oldu? Bi gün yazacağım tuttu. Yazmaya başlamam aynı zamanda siyah zeytini sevmeye başlamamla aynı döneme denk gelir hatta. Ne zaman yüksek lisansım için taa anasının nikahına Japonya'nın başkenti Tokyo'ya gittim, işler değişti. Önce canım deli gibi zeytin çekti; sonra etrafımda olan biteni, bu ilginç yaşamı ve dünyamı facebook profilimde bir takım arkadaşlarımla paylaşmak için ufaktan ufaktan iletiler yazmaya başladım. Şöyle biraz geçmişe gidip gördüm ki 2012 Ekiminden 2014 Aralığına kadar neredeyse 80 word dokümanı ileti yazmışım. Peh. En azından benim gibi yazmaktan kaçan bi insan için peh. Tabii her zamanki gibi "Yazmayı sevmiyorum ben yae" bahanesiyle arkadaşlarımın bin bir ısrarına rağmen blog açmayı erteliyordum. Sonra, 2015 Ocak başında 2015in Mayısına kadar bulunacağım İsviçre'nin Lozan şehrine doktora stajımı yapmaya geldim ve bir gün kendime: "Yeter lan, aç açacaksan şu bloğu" dedim; açtım. Şaka gibi. Yazmak için illa kıta değiştirmem gerekiyormuş gibi. Neyse, umarım bu saatten sonra göçebeliğe kısmi bir son verip seyahat anılarımı aktarabilirim. Gezi ve gözlemlerimle ilgili zirzop paylaşımları yapacağım blog ve facebook sayfalarımda keyifli zaman geçirmeniz dileğiyle. Ciao, Ekin B.

15 thoughts on “İsviçreliye Noel’de Rakı Sofrası Kurmak”

  1. İlk defa yazınızı okudum hayran kaldım sanki o yemekte bende vardım:) ayrıca hep içinde yurtdışı merakı olup hiç gidemeyen birisi olarak sizi kiskandim yine de takiye olucam;)

    Beğen

    1. Yorumun icin tesekkurler Hulya:) Aslinda oyle cok kiskanilacak bir durum yok zira yurt disinda yasamanin da getirdigi bir suru sorun olabiliyor. Ama seyahat icin diyorsan ucuz ve kisa capli geziler de mumkun. Komsu ulkeler olsun, vizesiz Balkan ulkeleri olsun gezmeye baslayacak cok nefis sehirler, ulkeler var:)

      Beğen

  2. Bazı yazılar vardır ya “Lan ben bunu niye okudum?” dersin, hah işte bu yazı onun tam tersi. mailime haberi düştüğünde bir bakarım demiştim ve baktım. En son ne zaman bir yazıyı okurken bu kadar gülümsedim, onu düşünmeme vesile oldu bu yazı. Eline sağlık.

    Beğen

    1. Eyvallah Altan hocam. Ben de zaten blogun ve safyanin yonunu geziden daha cok mizaha cevirmeye calisiyorum. Ama bi yerde tikanir miyim orasi da muamma. Simdilik keyif aliyorum bunlarla ugrasmaktan. Umarim yuzler daha cok guler

      Beğen

  3. alla alla, nerden denk geldim ki?. Avrupa da yaşamıyorum ama herhalde gitmediğim şehri falan kalmadı, hem bunu iki çocukla yapıyorum yıllardır. Ha bir de gebze de büyüdüm:)) bu yazı aklıma İsviçrede bizi bir akşam ağırlayan arkadaşlarımızın raklet sofrasına kocamın verdiği tepkiyi getirdi. Ne yani sabahtan beri aç olan bünyemiz, peynire pattis batırarak mı doyacaktı?

    Beğen

    1. Gercekten de Asli Hanim nerden denk geldiniz:)? Yaziyi paylasali bi uc hafta olmustur. Kocaniz yalniz sonuna kadar hakli. Bos mideye kaynar kaynar patatesi peyniri koyunca insan uzuluyor ister istemez. Bir daha gelirseniz Zurih’e beklerim:)

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s