Selam, ben Ekin

Ailem sağolsun gezmeye çook küçük yaşlarda başlamışım. Yunanistan’ın Rodos adasınında, sahilde bir çadırda doğmuşum. Bebekliğim ise ailemin Yugoslavya’dan başlayıp Hindistan’a uzanan otostop yolculuğ.. Şaka len şaka. 89’da Zonguldak SSK hastanesinde doğdum ben. Üniversiteye kadar tüm hayatım Kocaeli’nin Darıca ve Gebze ilçesinde geçti lanet olsun:( Gerçi bir de ailevi bağlardan dolayı küçüklükten beri her yaz gittiğim İzmir var ki; hayatımdaki yeri asla yadsınamaz. Neyse ki 2001 – 2007 arası Şişecam Spor Kürek Kulübü’nde kürek gibi güzel bir sporla uğraştım da o berbat şehri, Gebze’yi, bi nebze katlanır kıldı. Katıldığım çeşitli ulusal ve uluslararası yarışlarda derecelerim, Türkiye şampiyonluklarım ve 2003’te gerçekleşen salon kürek yarışında kırmış olduğum bir de Türkiye rekorum oldu (Normalde de bu tür başarı vs. bilgilerini yıllardır kendime saklar, biri sormasa hayatta söylemezdim ama madem heves edip kendi bloğumu açtım, artık kenarda köşede olsa da bunları yazmak hakkım diye düşünüyorum).

2007’de girdiğim ve gerçekten de bana unutulmaz yıllar yaşatan ODTÜ’den 2012’de Makina (evet Makina) ana dalı ve mekatronik yandalı diplomalarıyla mezun oldum. Rahata erdim sandım, büyük yanıldım.

Akabinde, yüksek lisansı okumak için şu an eşim olan kız arkadaşımın o zamanlar masterını yapmakta olduğu İsveç’e gitmeye çalıştıysam da Avrupa’da uygun burs olanakları bulamadığımdan yönümü doğuya çevirdim. Singapur’dan başlayıp neredeyse tüm Uzak Doğu ülkelerine yaptığım yüksek lisans ve burs başvurularımdan gelen cevaplar sonrası robotik okumayı istediğimden Japonya’da son kararı kıldım.

İki sene boyunca Japon hükümeti bursuyla masterımı Titech’te exoskeletonlar üzerine gerçekleştirdikten sonra bi fırsat yaratıp Lozan’a EPFL’ye staja gittim. Kaldığım beş ay içinde İsviçre’ye, doğasına ve çalışma koşullarına hayran kalınca Japonya’da doktoraya devam etme fikrimi değiştirip yeniden Avrupa’ya yöneldim. Epey bir uğraştan sonra da Zürih’te bulunan ETHZ’ye kabul aldım. Şu an doktora çalışmalarımı yine masterıma az çok paralel bir konuda, rehabilitasyon robotları üzerinde yapıyorum. Bundan sonrası ne olacak, bekleyip göreceğiz.

Bu tanıtım faslını da niye iş başvurusuna hazırlanan CV resmiyetinde ve böylesine detaylı anlatıyorum, inanın ben de anlamadım. Normalde ciddi yazmaktan da sıkılırım halbuki.

Ha bir de, farkettiyseniz hiç özet geçemiyorum.

Ciao,

Ekin Başalp

Seyahat ya Resulullah! (Neden geziyorum?)

Gezmese ölecek diye teşhis konulan bir hastalık olsa ben bu enfeksiyonun daimi müdavimlerinden olurdum. Seyahatle ailem sayesinde küçük yaşta tanıştım. Annemin akademik sebeplerle gerçekleştirdiği ve aylar süren yurt dışı seyahatleri olurdu. Onun her bulunduğu ülkeye denk getiremesek de babamla ben de belli bir süre sonra annemi ziyarete giderdik. İlerleyen yıllarda kürek sporuyla uğraştığım zamanlarda da yarışlar için yurt içi ve Balkan ülkelerine takımla beraber seyahatlerim oldu. Dolayısıyla o zamanlar seyahat etme nedenlerim keyif yapmaktan ziyade bir nevi anne özleminden ve sportif uğraşımın beraberinde getirdiği bir zorunluluktan ibaretti.

Ailemle veya kürek takımımla yaptığımız yurt dışı gezileri hariç ilk tek başıma gezimi 2008 yazında daha ODTÜ hazırlığı yeni bitirmişken Amerika’ya Work&Travel programına gittiğim zaman yapmıştım. O deneyim benim için bir milad noktasıdır. Beni epey pişirmişti. Ertesi yıl da Paris’e yaz boyu dil kursuna gitmiştim. Ev sahibim çok mükemmel bir insan olduğundan neredeyse hiç para harcatmıyordu bana. Dolayısıyla harçlığımı tamamen gezilere yatırıyordum. Bu konuda aileme ne kadar teşekkür etsem azdır. Aynı zamanda tek başıma gezmekten en zevk aldığım zamanlardı. Sonra, halen beraber olduğumuz kız arkadaşımla tanıştım ve tek başına gezilerimin eski tadı kalmadı:) Tabii bir de kuzenim var ki; onun da gezilerimde yeri ve arkadaşlığı (abiliği) benim için apayrıdır.

Şimdilerde ise seyahat benim için öncelikli olarak bir kafa boşaltma aracı. Nereyi gördüğüm, gezdiğim pek farketmez. Yeter ki içinde doğa ve biraz tarih olsun yeter. Denklemlerden, kodlardan, simülasyonlardan yani kısacası bilgisayar ekranından gına geldiğinde iki üç gün de olsa başka bir yerlere gitmem; masamdan uzaklaşmam gerekir.

Her ne kadar keyfi, uzun süreli geziler yapmayı istesem de ODTÜ’deki lisans müfredatım çok ağır olduğundan gezmeye hiçbir zaman on günden fazla vakit ayıramadım. Hala da benzer sebeplerden ötürü uzun süreli gezmiyorum. Bir kere yaklaşık 20 gün sürebilecek bir gezi yapmayı hedefledim ama onda da sıkılıp erken döndüm açıkçası. İşin özeti ben kısa ve öz gezmeyi seviyorum. Seyahat doktorumun öğütlerine kulak verip bir seferde çok gezmek yerine sık sık az geziyorum. Şaka tabii. Her ne kadar kısa süren geziler yapsam da genelde uykumdan feragat edip gittiğim şehirlerle ilgili yapılacaklar listeme ne koyduysam hepsini yaparım. Bir nevi sıkıştırılmış formatta (zipli) geziyorum artık. Bunu da süreç içinde geliştirdiğim bir takım gezi planlama yetilerine borçluyum. Seyahatim bir haftalık bile olsa öncesinde iki üç hafta boyunca oldukça detaylı planladığım olur. Böylece istisnai durumlar dışında (Mısır’a ayak bastığım gün kendimi Arap Baharı protestolarının içinde bulmam veya İzlanda’daki yanardağın patlaması sonucu konferansa gittiğim Viyana’da mahsur kalmam gibi) gezilerimi planımdan sapmadan, çevre faktörlerden en az etkilenerek güzelce gerçekleştiririm. Dolayısıyla titiz ve düzenli bir seyahat planlayıcısı olduğumu düşünüyorum.

Ciao,

Ekin B.

Beni en büyük çeken ülkeler?

Direkt olarak şu ülkedir demekten ziyade kategorilere ayırayım ki kimsenin hakkını yemiş olmayayım. Takdir edilesi bir özenle korudukları tarihleri ve görsel sanatlarıyla İtalya Avrupa’da bulunmaktan en çok zevk aldığım ülkelerin başında geliyor. Doğal güzelliklerin çeşitliliği ve çekiciliği olarak şu ana kadar beni en çok etkileyen ülkeler İsviçre ve Malezya. Türkiye demeyi de çok istiyorum fakat bu kadar ilgisizlikten ve doğa katliamından sonra ne yalan söyleyeyim, dilim elvermiyor. Sosyalleşme ve insanların güleryüzlülüğü bakımından da Avustralya kesinlikle listemin en üstünde. Ülke içi seyahat rahatlığını düşündüğümde bence dünyanın en kolay ülkesi olan Japonya’ya ise gönlümden ‘En Pratik Ülke Oscar ödülü’nü layık görüyorum.

Bitti mi? Bitmedi! Ne demişler? Sezar’ın hakkı Sezar’a. Mutfak zenginlikleri konusunda istirham ediyorum kimse çıkıp da Türkiye’nin elinden bayrağı alacağını düşünmesin. Yok efendim “Fransız mutfağında soslar şöyle harikulade.. Tayland ve Malezya Güney Doğu Asya mutfağının birer incisi.. Çin mutfağı adeta sonsuz bir evren.. Japon yemekleri ne kadar da sağlıklı ve zarif..” Bunlar yerinde ithamlar, kabul. Fakat tutup da bana bu mutfakları on dakikadan fazla övdüklerinde insanları samimi bulamıyorum. Nasıl Almanya’yı, Amerika’yı teknoloji devi olarak görüyoruz; mutfakların da alası bizdedir efendim. Lezzeti uzaklarda aramayınız.

Ciao,

Ekin B.

Bana lokasyon at, sana rotanı söyleyeyim

Rota ve gezilecek yer belirleme konusunda önceliğimi her zaman doğal güzelliklerin olduğu şehirlerlerden yana kullanırım. Tüm dünya ülkelerini kapsayan bir gezi listem var. Sağda solda fotoğraflarını gördüğüm, etraftan duyduğum yerler hoşuma giderse bu listeye eklerim. Bazen da rastgele, hiç aklımda olmayan ülkelerle ilgili internetten yazılar okurum. Eğer ilgimi çekerse yine listeye eklerim. Sonra da bulunduğum şehre göre bu listeden nispeten yakın olanlarına gitmeye çalışırım. Tokyo’ya gelme amaçlarımdan biri de Asya’da bir üssümün olmasıydı. Böylece Güney Doğu Asya’daki ülkelere rahatlıkla gidebildim. Japonya’dan Türkiye’ye tatile giderken güzergahı ikiye üçe bölüp aradaki ülkelerden atlaya atlaya gezdiğim de oldu. Dolayısıyla bulunduğum coğrafyayı kullanmayı, yolda harcanacak süreyi azaltmayı seviyorum.

Bir de şu var ki; zamanı gelene kadar bazı ülkeleri hiç merak etmem. Pek ilgilenmem hatta. Kendi içimde uyguladığım bir tür öncelik kriterleri var sanırım. Önümdekini bitirip (yakın yerlerden başlayıp) uzaklara gitmeyi daha çok seviyorum. O yüzden önce Avrupa’yı gezip daha sonra Orta Doğu’ya; akabinde de Uzak Doğu’ya ve Okyanusya’ya yöneldim. Şimdi ise Güney Amerika’ya nihayet kendimi hazır hissediyor gibiyim.

Akademi içinde bulunmak da bana hazır rotalar sunabiliyor bazen. Konferanslar olsun, staj gibi olanaklar olsun gidilecek ülkeyi önceden belirliyor. Bana ise işimi hallettikten sonra izin verilen sürede gezebileceğim yerleri planlamak kalıyor. Bu işleri bir yandan.

Ciao,

Ekin B.