Bilimin Beşiktaşla İmtihanı

Baştan belirteyim ki burada bahsi geçen Beşiktaş’ın futbolla uzaktan yakından alakası yok. Gerçi zaten benim de futbolla uzaktan yakından alakam yok. En son aklımda kalan Nihat Kahveci’nin Çeklere attığı aşırtma gol; sonrası hayal meyal. O yüzden kazara sayfaya gelen futbol cengaverleri dilerlerse arka kapıya ilerleyerek şuradan ayrılabilirler. Dur yahu, ittirmeden, yavaş yavaş.

Hikayeye konu olan Beşiktaş, son iki yıldır dönem dönem içinde yaşayarak epey yakından tanıma fırsatı bulduğum güzide İstanbul semtimiz. Hani; her ne kadar kuul takılsalar da İŞİD generali gibi uzun sakalı olmayan erkeklerin Ihlamurdere’ye zinhar alınmadığı, henüz taytından arınıp şalvar pantolon modasına geçmemiş kızlarımızın malesef üç hayırla yarışma dışı kaldığı Beşiktaş. Mesai saatinde dışarıda dolaşan insan güruhunun Avrupa’nın bazı uluslarından daha kalabalık olduğu; İsveç, Norveç gibi yılda gündem olmaya değer belki 1-2 olayın yaşandığı ülkelerden gelen sarı kardeşlerimizin çarşısının deviniminden çılgın attığı bir yer. Ve hatta; erişkin yaşa ulaşmış, son Aqepe bükücü gençlerin ramazandı, kurbandı, 23 Nisandı efendime söyleyeyim Kabotaj bayramıydı demeden cehape zihniyetlerini hunharca zerkettikleri o günahkar meyhanelere, evlere ve barlara yuva olan, canlı sokaklar silsilesi olan belediyemiz. G*t g*te dizilmiş kahvaltıcılarına aşırı fazla bir anlam yüklemeyenin ağzına sıcak pişiyle vurulduğu, yıl olmuş 2015 hala düzgün bir kebapçı barındıramayan ama Balkan olsun, tombik ekmeğine döneri ile Karadeniz olsun çarşısında tek tük oturulabilecek salaş lokantası olan ‘öğrenci işi’ semtimiz. Canımıs.

İşte bir cuma günü, bu bahsi geçen Beşiktaş’ta kaldığım kiralık evde, internet üzerinden bir görüşme yapmam gerekti. Hem de Skype’ta. Ama ne Sıkayp. Bildiğin Birleşmiş Milletler zirvesi. Beş ülkeden altı kişi, üzerinde çalıştığımız bir yayın ve deney için aynı anda toplanıyoruz. Ekipte yok yok. Stanford’dan Amerikalı bir proje ortağı, EPFL’den İsviçreli bir doktora, Delft ve Twente Üniversitelerinden Hollandalı birer post-doc, Münih Teknik’ten Alman bir hoca. Hattat Tahsin Sok. No:7 Kat:2’den de ben. Evet. Sıkayp sıkayp değil akademinin Şampiyonlar Ligi adeta. Tabii o kadar kelli felli okulun karşısında insan muhabbete Tahsin Sokak’tan katılınca kendini ölüm grubuna düşmüş Beşiktaş gibi hissediyor. Gerçi Beşiktaş bile benim yaptığım sıkayp grubundan çıkamazdı, ben diyim. Hollanda ve İsviçre temsilcilerini güç bela geçerdi belki ama Münih’e direkt teslim olurdu.

Geyik bi yana, projenin hatırı sayılır kısmıyla EPFL stajımda ben uğraştığımdan benim de sürekli konuşmaya dahil olmam ve fikir belirtmem gerekiyordu. O yüzden haydi hayırlısı deyip başladık onlayn toplantıya. Vakit kaybetmeden teknik detaya iniyoruz. Orkid reklamları gibi ortam. Herkes canhıraş hopluyor, zıplıyor bilgi paylaşaçam, kendi bulgumu ortaya koyacam diye. Cümlesinde simülasyon kelimesini kullanmayanı kimse iplemediğinden bir süre sonra adeta uzay mekiğinden düşen roket gibi ayrılıp gidiyor aramızdan. Yok işte analizlerin bazısı hata veriyormuş da, aslında deney eksiğimiz varmış da, yaptığımız şunlar şunlar literatürle epey tutarlıymış fakat daha fazlası lazımmış da bayağı ciddi ciddi konuşu..

– Aeskiciiiyyee..Hurdaciiiiyye

Adam sokakta öyle bi bağırdı ki tam o an konuşan elin Amerikalısını susturdu.

espri_gulunmeyen
                                  Ee.. Ehe

Aslında ben yine sokağımızın hiç bitmez gürültüsüne alışkınım ama işte herif laaps diye kesince konuşmayı, bir an afalladık akademi dünyası olarak. Tabii bizim hurdacı umarsızca devam ediyor yine.

– Aeskiciiiyyee.. Hurdaciiiiyye

Abi hadi anladım, hakkınla “eskicii” diye bağırıyorsun da niye “hurdacıı” değil de “hurdacii”. Nedir bu kafiye aşkımız? Acaba gerçekten hurdacı amca bu kafiye olayını edebi yönden düşünüp toplumlar üzerinde yarattığı etkiyi araştırmış mıydı? Bilemiyorum Altan, bilemiyorum..

Kısa bi sessizlik sonrası konuşmamıza yine devam ettik. Nihayet söz sırası bana gelmişti. Hollanda’daki ekipleri yapılması gereken bir deney için ikna etmem gerekiyordu. Bunun için elimdeki verilerin ne kada..

–  Zipzig! -iki saniye es ver- Zipzig!

İki yıl oldu, amca yaz kış sokaktan geçer, ki muhtemelen ben oraya gelmeden çok daha önceleri de geçiyordur, bir gün merakımdan ölüp camdan dışarı bakana kadar bu gizemli zipzig’çinin kim olduğunu anlayamamıştım. Zipzig ulan bu, ne satılabilir ki diyordum. Çok sonraları simitçi olduğunu öğrendim. Ya deli çıkacam arkadaş, sen simitçisin, niye zipzig diye bağırıyosun? Si’miit-çii diye klasik makamda bağır, zi’mid diye net bağır, istersen (nası olsa kimse ne dediğini anlamıyor) zi’kik diye bağır biz yine de senin simitçi olduğunu biliriz be amca. Nerden geliyor bu yeni telaffuzlar, bir sokağın dil ve edebiyatı nasıl bu kadar gelişiyor; aklımda deli sorula..

Derken aha mahallemizin akordiyoncusu da geçiyor aşağıdan. Hafta içi sonu farketmez, geçer sabahları. Güzel ve coşkulu çalar yalnız. Diğer tüm gürültü yapanlara kızarsınız, bu Roman abiye kızamazsınız. Akademisyenin kralı gitsin kansere çözüm bulsun, ne bileyim üzerinde yarın hemen yaşanabilecek sahibinden 2+1 möbleli kepler gezegeni bulsun, abinin çaldığı parçaların sizi kıpraştırdığı kadar sevinemezsiniz. Çok fena. Başkası allahın cumartesi sabahının dokuzunda öyle ses çıkarsa maazallah kafasına odadaki şifonyeri atmak istersiniz; fakat bu abinin akordiyonunun tınısına da küfür ederseniz tam bir odunsunuzdur. Betovını olsun, Palp fikşını olsun ve hatta Kızıl Ordu Korosu’ndan Katyuşha’sı olsun sular seller gibi çalar. Ha sıkayp mi? Ya s*ktir et skaypı, sırası mı şimdi?

Değil tabii. Yani en azından benim için olsa bile Beşiktaş için değil. Beşiktaş kendini bu kadar ciddiyete ve ilim irfana hazır hissetmiyordu. Dünyanın dört bi yerinden insan oturmuş bi şey tartışmaya, bilim ve teknikte çeşitli ilerleme kaydetmeye çalışıyor; gel gör ki Beşiktaş sokakları buna bile müsade etmiyordu. Bilim adamları çaresizdi. Sıkayp görüşmesine başladığımızdaki var olan soru işaretlerine bir tane daha eklenmişti ve diğer tüm katılımcıların aklını kurcalamaktaydı: Ekin, where the fuck are you? (meali: Ekin, sen nerdesin amk?)

Ha yalnız baktım bi an sessizlik oldu dışarıda, hemen söyleyeceğimi söyledim ve topu Hollandalılara attım. Fakat adamlardan istediğimiz şeyler gerçekten zaman alacak türden olduğundan onların da bizle pazarlık yapacağını bekliyorduk. Zaten hemen kafayı geri ata ata, kasıla kasıla başladılar lafa.

kasil4
  Kasım kasım kasılmak

+ Yeah, we know how importa..

– Mus’lukçuuaa

+ Wha..

– Mus’lukçuuaa

+ Where does this come from guys? (Noluyoz beyler??)

pelin kardes
        Yaa Hollandalı kardeş, çok rahat konuşuyordun

Nerden gelecek birader? Benim ekran mavi flaş çakıyor durmadan gümbür gümbür sesten dolayı. Kafamı gömdüm masaya. Bi yandan şansıma tüküreyim diyorum bi yandan gülmemek için kendimi zor tutuyorum. Muslukçu ne olm? Hayır rezidanslarda, havuzlu sitelerde büyümedik ki hiç duymamış olayım. Muslukçu dediğin adamı ya eski pornolarda kaslı maslı tipleriyle görürsün (ki inanma, kesin birini zkecek) ya da en fazla sokakta bi dükkanın önünde çay höpürdetirken falan görürsün.

Eve alınabilecek muslukçu vs. ırz düşmanı muslukçu
                Eve alınabilecek muslukçu vs. ırz düşmanı muslukçu

Sokaktan geçerken bağıran muslukçu mu olur lan? Bu bünye at üstünde dolaşan sütçüyü duydu, overlokçuyu, bozacıyı ne bileyim işte davulcuyu, sucuyu duydu ama muslukçuyu duymadı yav. İnanın, hayatımda ilk defa muslukçu duydum, onu da akademik toplantıda duydum. Kaldı ki dünyanın geri kalanı da benimle aynı zamanda duydu. Hayat bazen çok ilginç.

Adamlar tabii alışkın değil böyle şeylere. On yıllardır egemen emperyaliz güç olmanın getirdiği rahatlıkla asıp kesiyolardı. Böyle yukardan bakmalar falan.. Noldu? Bi sıkımlık canınız varmış; aldı götürdü havanızı yurdum sokaklarının satıcıları. Hollandalılarda böyle bi afra tafra.. Ya işte tam önemli bi şey söyleyecez, siz bizi kesiyorsunuz ayakları. Özet geçsene hıyar. Tamam ben bu yazıyı yazarken özet geçemiyorum ama sen geç. O kadar akademixin. Hollandalılar da baktılar durumu hızlandırmak gerek; çabuk çabuk sıralamaya başladılar diyeceklerini.

+ Alright guys, we’ll send you the necessary codes and th…

– Üüç kilo oon liraa. üüç kilo oon liraa. üüç kilo oon liraa. * megafon kapanma sesi

+ Guys, wha..

– Tatlı tatlı daze kiraaz, üüç kilo on liraa. üüç kilo oon liraa. * iki seri korna

Artık kalemi defteri bıraktım bi dakika beyler deyip attım kendimi yandaki kanepeye.

Sizin yapacağınız işi si..
                        Sizin yapacağınız işi si..

Kirazcı muslukçuyla beraber kombo yaptı resmen. Sinirlerim o kadar bozuldu ki, kahkahalarla gülesim var ama ayıp olur diye yüzüme dayadım yastığı. Tahsin Sokak canımdan can aldı adeta.

Peki bitti mi? Bitmedi. Valla bak. Canım yazık Hollandalı hala kod diyor, analiz diyor; denek buluruz haftaya ama işte kolay olmaz diyor. Amerikalı ile İsviçreli zaten sündüler, fotosentez yapar misali bakıyolar ekrana. Bir tek Alman hoca ayıp olmasın diye konuşmayı yönlendirmeye çalışıyor ama nafile. Beyler hadi hızlandıralım da hepimizin işleri güçleri vardır; sadede gelelim diyor. Yani kibarca “Sktir olup gidelim, nereye düştük ulan biz?” diyor anlayacağın. Hollandalılara son bir söz hakkı veriyor.

+ So, Heidi will take a loo..

– Ghrgrhırhırgorgorghr..

(Veremedi)

Neden? Çünkü sokağa giren çöp kamyonu tam bir fatality çekti ve tüm akademiya yerle yeksan oldu. Sıkaypta tek ses var, o da kamyonun motoru.

Artık herifler de peşini bıraktı zaten, gülmeye başladılar. O ana kadar susan Amerikalı, “Ekin sen şimdi tam olarak nerdesin acaba?” diye o beklediğim kaçınılmaz soruyu, oldukça şaşırmış bir biçimde sordu. Acaba Şangay, Delhi mi desem; Kamboçya deyip bekpekir geziyorum ayakları mı yapsam, Atina deyip Yunanlılara mı kitlesem diye düşünürken müezzin abimiz arkadan öğle ezanı ile K.O. yaptı ve cevabı benim yerime megafonlardan tüm dünyaya vermiş oldu.

K.O
                             Head shot!

Baktım kaçış yok; dedim arkadaşlar, İstanbul’dayım. Aa dediler, festival falan mı var? Yok dedim, biz genel olarak böyle festival kıvamında bi ülkeyiz; hükümetinden sokağa kompil Sirq dü Soley gibiyizdir. In fact dedim, if we weren’t the citizens, it’d be an enjoyable country dedim. Herhalde siz de olsanız öyle derdiniz, dimi?

thug_life_tr
                                 Bence yine iyiyiz

Sayın okur, şimdi diyosun ki Ekin sen de kaleyi boş buldun iyi sallıyorsun. Gel bak misafirim ol; gör neler, kimler geçiyor bu sokaktan. Bu bahsettiklerim daha yarısı bile değildir inan. Kışı ayrı yazı ayrı. Her mevsimin ve günün default katılımcıları mesela müezzin, çöp kamyonu ve simitçimiz. Akordiyoncu abi bazen başka mahallelere de gidiyor. Mısırcısı, halı kenarcısı, pet şişe kağıt toplayıcısı, meyve sebzecisi.. en son da muslukçumuz. Sokak sokak değil Rio Karnavalı. Tek farkı cıbıl cıbıl danseden ablalar yerine zipzig diye bağıran simitçi amca feat. pala bıyık kirazcı. Adaletine tüküreyim dünya:(

Neyse bari gidip Nihat’ın golü için yuutupa bakayım. Ülkecek belki de en son o zaman sevinmiştik. Acımı dindireyim.

Akademisyenler sussun, hurdaciden selamlar!

Ciao,

Ekin

Son bestsellırlar:

[YazıMüsveddeden BMW Anahtarına Giden Yol

[YazıZürih’ten ilk hafta izlenimleri

[Video] Türk’ün Kamboçya’da Böcek ve Sürüngenle İmtihanı 

Yayınlayan

ordasaatkac

Benim hakkımda degil ama benim yazmam hakkında birkac kelam: Kocaeli'nin Darıca ve Gebze ilçelerinde geçirdiğim ilkokul ve lise dönemlerinde olsun, Ankara'nın ODTÜ'sunde sular seller gibi akıp giden beş yılım olsun hayatım boyunca yazmaktan kaçan bir insan oldum. Annem "Oğlum hadi yaz" dedi, yazmadım. Hocam "Yaz" dedi yazmadım (Zorla yazdım). Arkadaşlar "Yaz artık amk" dediler (arkadaşlarım da biraz terbiyesiz mi nedir) yine yazmadım . Yazmadım oğlu yazmadım. Marifet sanki. Sonra ne mi oldu? Bi gün yazacağım tuttu. Yazmaya başlamam aynı zamanda siyah zeytini sevmeye başlamamla aynı döneme denk gelir hatta. Ne zaman yüksek lisansım için taa anasının nikahına Japonya'nın başkenti Tokyo'ya gittim, işler değişti. Önce canım deli gibi zeytin çekti; sonra etrafımda olan biteni, bu ilginç yaşamı ve dünyamı facebook profilimde bir takım arkadaşlarımla paylaşmak için ufaktan ufaktan iletiler yazmaya başladım. Şöyle biraz geçmişe gidip gördüm ki 2012 Ekiminden 2014 Aralığına kadar neredeyse 80 word dokümanı ileti yazmışım. Peh. En azından benim gibi yazmaktan kaçan bi insan için peh. Tabii her zamanki gibi "Yazmayı sevmiyorum ben yae" bahanesiyle arkadaşlarımın bin bir ısrarına rağmen blog açmayı erteliyordum. Sonra, 2015 Ocak başında 2015in Mayısına kadar bulunacağım İsviçre'nin Lozan şehrine doktora stajımı yapmaya geldim ve bir gün kendime: "Yeter lan, aç açacaksan şu bloğu" dedim; açtım. Şaka gibi. Yazmak için illa kıta değiştirmem gerekiyormuş gibi. Neyse, umarım bu saatten sonra göçebeliğe kısmi bir son verip seyahat anılarımı aktarabilirim. Gezi ve gözlemlerimle ilgili zirzop paylaşımları yapacağım blog ve facebook sayfalarımda keyifli zaman geçirmeniz dileğiyle. Ciao, Ekin B.

3 thoughts on “Bilimin Beşiktaşla İmtihanı”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s