Zürih’ten ilk hafta izlenimleri

Toblerone’unu neskafe yanına kıtlama yaptığımın Zürih’inden ilk hafta notları:

  • Gerçek İsviçreli bu değil. Gerçek İsviçreli o da değil. Nerde ulan bu gerçek İsviçreliler? Sarı saç yumağına düşerim sanarken Esenler Otogarı’na gelmiş gibiyim. Her renkten, her yerden ve dilden insan var.
  • Zürih’e göç etmeyen bi tek hala oğullarım kalmış. Bütün dünya burada. Misal, Filipinlerde daha az Filipinli kalmış olabilir. Bi bakmak lazım. Olmadı burdan takviye yaparız.

donerevry

  • Gittiğim market Migros, raftan aldığım ürün Marmarabirlik zeytin, kasiyerimin adı Bedriye. Harbiden Esenler’de miyim acaba? Zürih’e gelecem derken biraz g*te geldim galiba.
  • Dur bakayım bi balkondan dışarı. Valla her yer yemyeşil. Ormanlık. Hayatta Türkiye olamaz. O zaman herhalde Zürih’tir.
  • Fiyatlara bakacak olursak buradaki insanlar haftalık maaşı banka yerine elden kese altın biçiminde alıyorlar. Ekonomiyi hayvan gibi şeyapmışlar. Fiyatlar nutellalı kol böreği mübarek.
maxresdefault
                                    Markete gidince ben
  • Çok ilginçtir, birine böyle ufak bi yardım ettikten sonra dikkat ettim de ya ‘Mersi’ ya ‘Danke’ diyolar. Halbuki Türkiye’de birine yardım etsen genelde suratına bakmadan çekip giderler. Acaba ne diyor bu İsviçreliler, çok merak ettim. Kötü bi şey değildir umarım.
  • Sanırım İsviçrelilerin burunlarında genetik bi hastalık var. Yoksa basit bir sümük atma işlemi için insan içinde bu kadar ses çıkarılmaz. Bi sümkürecez diye omurilik soğanını çıkartıyorlar. Allahtan kendilerine acil şifalar dileyecem ama hep atayizmiş bunlar.
  • Hem de nası atayiz? Kuşlar bile cik cik yerine şirk şirk diye ötüyor. Dinsizlik imansızlık diz boyu. Tövbä ßismillachen!
  • İmansızlık demişken; yazın da gelmesiyle kızlarımız oldukça kısa ve açık giyiniyorlar. Kendilerini üç evetle uğurluyoruz. Milletçe de alkışlıyoruz. Yetmez ama evet. Ancak Baykal’a oy verirlerse biz vermeyiz.

bay-cingılbört-6

  • Aha buldum İsviçreli. Adamların gözleri tam nazarlık mavi. Cam, kase falan dayanmaz öyle; çok fena. Gangsta zenciler gibi boynuma nazar boncuğu madalyonu taktım, bi haftaya o da çatlayacak gibi. Über über bakıyo namıssızlar.

gozun_gotume_haski-umut-sarikaya

  • Papaz kilisenin çanlarını çok uzun çaldırıyor pazar günleri. Öğlen oldu bitmedi. Halbuki ne olmalı? Üç kere çaldır bırak. Cevapsızı görünce biz istersek imana geliriz. Bu işin raconu bu. Halı sahada defansa adam çağıran çaresiz kaleci bile bu kadar bağırmıyor. Tadında bırak.
  • Pazar günü iş yapan esnafı tükmüklü mükmüklü öpüyolar sanırım; kimse açmamış lan tükkanını. Ekmek almak için kiliseye ayine indim; kampanya varmış, Cumartesi şarabından verdiler. Bundan sonra her pazar giderim artık.
  • İsviçreliler çok pinti ha. 20 cent’in muhabbetini yapanlar var. Ulan bayrağınız bile kare lan; cimri olmasanız dikdörtgen yapardınız zaten. Kırmızı kartuş mu bitti, bez mi bulamadınız olm?

Swiss_flag_Flying

Ya neyse ben Migros’a gidiyorum. Evde Koska helva bitti, onu alayım. Bedriye ablanın hepinize selamı var.

Çüüs.

Ekin

Yayınlayan

ordasaatkac

Benim hakkımda degil ama benim yazmam hakkında birkac kelam: Kocaeli'nin Darıca ve Gebze ilçelerinde geçirdiğim ilkokul ve lise dönemlerinde olsun, Ankara'nın ODTÜ'sunde sular seller gibi akıp giden beş yılım olsun hayatım boyunca yazmaktan kaçan bir insan oldum. Annem "Oğlum hadi yaz" dedi, yazmadım. Hocam "Yaz" dedi yazmadım (Zorla yazdım). Arkadaşlar "Yaz artık amk" dediler (arkadaşlarım da biraz terbiyesiz mi nedir) yine yazmadım . Yazmadım oğlu yazmadım. Marifet sanki. Sonra ne mi oldu? Bi gün yazacağım tuttu. Yazmaya başlamam aynı zamanda siyah zeytini sevmeye başlamamla aynı döneme denk gelir hatta. Ne zaman yüksek lisansım için taa anasının nikahına Japonya'nın başkenti Tokyo'ya gittim, işler değişti. Önce canım deli gibi zeytin çekti; sonra etrafımda olan biteni, bu ilginç yaşamı ve dünyamı facebook profilimde bir takım arkadaşlarımla paylaşmak için ufaktan ufaktan iletiler yazmaya başladım. Şöyle biraz geçmişe gidip gördüm ki 2012 Ekiminden 2014 Aralığına kadar neredeyse 80 word dokümanı ileti yazmışım. Peh. En azından benim gibi yazmaktan kaçan bi insan için peh. Tabii her zamanki gibi "Yazmayı sevmiyorum ben yae" bahanesiyle arkadaşlarımın bin bir ısrarına rağmen blog açmayı erteliyordum. Sonra, 2015 Ocak başında 2015in Mayısına kadar bulunacağım İsviçre'nin Lozan şehrine doktora stajımı yapmaya geldim ve bir gün kendime: "Yeter lan, aç açacaksan şu bloğu" dedim; açtım. Şaka gibi. Yazmak için illa kıta değiştirmem gerekiyormuş gibi. Neyse, umarım bu saatten sonra göçebeliğe kısmi bir son verip seyahat anılarımı aktarabilirim. Gezi ve gözlemlerimle ilgili zirzop paylaşımları yapacağım blog ve facebook sayfalarımda keyifli zaman geçirmeniz dileğiyle. Ciao, Ekin B.

“Zürih’ten ilk hafta izlenimleri” için 5 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s