Ada Ben Ayrılmak İstiyorum

Evet Ada, doğru duydun. Ama bu öyle uzun zamandır kafamı kurcalayan bi mesele olmadı. Oldukça yeni aslında. Hızlı gelişti. Aklımı çeldi. O yüzden sana söylerken şu anda tam olarak ne diyeceğimi bilemiyorum.  Umarım fazla yüzüme gözüme bulaştırmadan anlatabilirim.

Şu üç cümle sonra gelecek lafları günün birinde ben bile edecektim ha. Yüzyılın klişesi yemin ediyorum. Söylerken utanacam ama ne yazık ki öyle ve doğru. Ada, sorun sende değil bende. İnan ki böyle. Hatta şunu da söyleyeyim de tam olsun. Kurtulayım. Sen benden daha iyilerine layıksın Ada. Off, söylerken yüzüm kızardı yeminle. Ne pis laflarmış bunlar da. İlk kimin aklına geldiyse artık.. Dur, gitme. Önce dinle iki dakika. Sonra ben gideceğim zaten. Hem de temelli.

Bak Ada. Sen bugüne kadar gördüğüm en eğlenceli, en üsturuplu, en nazik topraklarsın. Hakkın ödenmez. Yerin dolmaz. Bunu zaten tartışacak değilim. Tamam, başın biraz fazla kalabalık. Bazen kızdım sana bu yüzden ama olsun. Kararımda onun hiçbir etkisi yok. Belki sana her zaman ulaşamadım ama beraber olduğumuz vakitler, benim için gerçekten de unutulmayacak anılara büründüler. Zaten bundan daha güzel ne olabilir ki?

Hem beni çok güzel arkadaşlarınla tanıştırdın. Yerimiz yurdumuzdan binlerce km ötede böylesine güvenilir insanlarla yolumuzu kesiştirdin. Bu kadar farklı topraklarda kendimize küçük ama samimi bir koloni oluşturacak kadar güzel insanlarla.. Şu geçtiğimiz iki buçuk yıl bir çırpıda geçtiyse, onlar ile senin sayende değil de nedir Ada?  Ne kadar teşekkür etsem az kalacak.

Sen de bekliyosun dimi? O ‘ama’lı cümleyi ne zaman kuracağımı. Derler ya, ‘ama’dan önceki her şey yalandır diye. Belki doğrudur. Bilemiyorum. Ama bulunduğumuz durum için kesinlikle onu ima etmeyecek. Bu cümleden önce yazdıklarım, ömrümün geri kalanında asla unutamayacağım şeylerin çok kısa bir özetiydi. O yüzden, o bağlacı bilinçsizce kullanmadığımı belirtmek isterim.

ama..

Çok uzaksın be ada. Her anlamda. Sadece kilometrelerle ölçülecek fiziki bir mesafe değil bu; zihinsel olarak da çok farklı topraklardayız seninle. Bana, benden olana, sevgilime, alıştığıma.. Hepsine çok uzaksın kısacası. Elbette bavullarımı almış haldır huldur koşarak sana gelirken biliyordum bunları. En azından tahmin ediyordum. Sürpriz değil yani. Diyordum kendime, ben yaparım ya bi şekilde; hallederim. Neleri halletmemiştim ki? O kadar gezmiş etmiş biri olarak ne olacak ki diyordum. Bana sunacaklarına kucak açmaya hazırdım. Aslına bakarsan sana epey de alıştım. Daha doğrusu, kendimden beklemediğim kadar alıştım senin bana sunduklarına; farklılıklarına. Yahu bugün severek tofu falan yiyorum Ada, sen ne diyosun? İki sene önceki Ekin, aynı Ekin mi sanıyorsun? Çaktırmadan çok değiştirdin beni.

Ama hiç değişmeyen yanlarım oldu be Ada. Hatta, bırakamamanın ötesinde daha bile kökten sarıldığım alışkanlıklar. Ve tabii hayatımdaki o değerli insan.. Yani sen zaten olduğun gibi oradaydın ama ben sana ulaşmak için, bu hiç bırakamayacaklarım yüzünden, kulaç atmaya üşendim. Üşendikçe uzaklaştım, uzaklaştıkça yerimi yadırgadım. Çünkü o insan benim için çok önemli Ada. O kadar fedakarlıktan, göz yaşından ve çok daha öncesinde başlayan ‘zorunlu’ ayrılığımızdan sonra artık ne kendime ne ona bu şekilde davranmaya hakkım var. Dolayısıyla bundan sonraki süreçte onun daha çok yakınlarında bulunmam, daha sık birlikte olmamız gerekiyor. Sanırım bulunduğum durumu ve aldığım kararın arka planını en açık şekilde böyle ifade edebilirdim.

Lafı uzatmayacağım Ada. Gidiyorum artık. Hatta dönüş uçağını kaçırmamak için acele etmem gerekmişti; yüzüne söyleyemedim bunları. Şu anda Abu Dabi havaalanından İstanbul’a gitmek için aktarma uçağını beklerken ayakta yazıyorum bunları. Bilgisayar için bi tane stand buldum. Saat sabahın beş yirmi dördü. İki saattir birileri yaklaşıp yandaki bozuk prizle ilgili beni darlıyor. Kulaklığı çıkarıp bozuk o diyorum, niye diye soranlar oldu inan. Ne bileyim topraam, Emirlik’in Enerji Bakanı mıyım diyecem bi dahaki denyoya. Zaten ‘bozuk bu kullanma’ diye kağıt yapıştırdım üstüne artık. Her neyse. Konuyu dağıttım yine istemeden.. Gördüğün üzere belki sakın bir kafayla yazamadım ama sanırım sen benim ne demek istediğimi anladın Ada.

Nereye gideceğimi elbette senden saklamayacağım Ada. İsviçre’ye yerleşiyorum bundan sonra. Evet, şu geçtiğimiz kış gittiğim. Sen de farketmiştin sanırım ona karşı gelişen tavrımı ve ilgimi. Öyle oldu Ada napalım, dağları çok sevdim ben. Hoş, benim sevdiğim Lozan’dı; şimdi ise ilk görüşte pek gözümün tutmadığı Zürih’e, doktoraya geçiyorum. Bir nevi transfer olacak yani. Zürih’e de hala biraz ön yargılıyım denilebilir. Alışmam zaman alacak gibi. Senin yerini asla tutamayacak yalnız, bunu bilesin. Hatta senin bildiğin kadar kıymetimi de bilmeyecek belki Zürih. Olsun varsın. O bana, benden olana çok daha yakın be Ada. Şu an inan, tek düşündüğüm bu.

Öyle Ada. Tatsızlık olmadan, sakince ve güzel bir şekilde veda etmek en iyisi bence de. Bilesin ki seni özleyeceğim ve ilk fırsatta ziyaretine geleceğim. Senin ve senin bana kattıklarını asla unutamam. Hem belki İsviçre’ye gelirsen beni ziyaret de edersin. Kısmet olur da Zürih’te kendime bir ev bulabilirsem orası senin de evin sayılır artık. Neticede bana bunca süredir ev sahipliği yaptın. Hakkını ödemek isterim.

İyi bak lütfen kendine Ada. Japonca’da nasıl diyordunuz? Hah, ki otsukete kudasai. Gerçi bunu gidenin arkasından söylüyorsunuz ama sen anladın beni Ada. Her şey için bir kez daha teşekkürler, sundukların için minnettarım. Bir gün yeniden görüşmek üzere.

Not: Canım ramen ve toro sushi çektiğinde hala senden isteyebilir miyim Ada? Çünkü muhtemelen haftaya sushi sushi diye kendimi yerim.

Karşında saygıyla ve sevgiyle son kez eğiliyorum.

Eski adalı, Ekin

Yayınlayan

ordasaatkac

Benim hakkımda degil ama benim yazmam hakkında birkac kelam: Kocaeli'nin Darıca ve Gebze ilçelerinde geçirdiğim ilkokul ve lise dönemlerinde olsun, Ankara'nın ODTÜ'sunde sular seller gibi akıp giden beş yılım olsun hayatım boyunca yazmaktan kaçan bir insan oldum. Annem "Oğlum hadi yaz" dedi, yazmadım. Hocam "Yaz" dedi yazmadım (Zorla yazdım). Arkadaşlar "Yaz artık amk" dediler (arkadaşlarım da biraz terbiyesiz mi nedir) yine yazmadım . Yazmadım oğlu yazmadım. Marifet sanki. Sonra ne mi oldu? Bi gün yazacağım tuttu. Yazmaya başlamam aynı zamanda siyah zeytini sevmeye başlamamla aynı döneme denk gelir hatta. Ne zaman yüksek lisansım için taa anasının nikahına Japonya'nın başkenti Tokyo'ya gittim, işler değişti. Önce canım deli gibi zeytin çekti; sonra etrafımda olan biteni, bu ilginç yaşamı ve dünyamı facebook profilimde bir takım arkadaşlarımla paylaşmak için ufaktan ufaktan iletiler yazmaya başladım. Şöyle biraz geçmişe gidip gördüm ki 2012 Ekiminden 2014 Aralığına kadar neredeyse 80 word dokümanı ileti yazmışım. Peh. En azından benim gibi yazmaktan kaçan bi insan için peh. Tabii her zamanki gibi "Yazmayı sevmiyorum ben yae" bahanesiyle arkadaşlarımın bin bir ısrarına rağmen blog açmayı erteliyordum. Sonra, 2015 Ocak başında 2015in Mayısına kadar bulunacağım İsviçre'nin Lozan şehrine doktora stajımı yapmaya geldim ve bir gün kendime: "Yeter lan, aç açacaksan şu bloğu" dedim; açtım. Şaka gibi. Yazmak için illa kıta değiştirmem gerekiyormuş gibi. Neyse, umarım bu saatten sonra göçebeliğe kısmi bir son verip seyahat anılarımı aktarabilirim. Gezi ve gözlemlerimle ilgili zirzop paylaşımları yapacağım blog ve facebook sayfalarımda keyifli zaman geçirmeniz dileğiyle. Ciao, Ekin B.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s