Seyahat ya Resulullah! (Neden geziyorum?)

Gezmese ölecek diye teşhis konulan bir hastalık olsa ben bu enfeksiyonun daimi müdavimlerinden olurdum. Seyahatle ailem sayesinde küçük yaşta tanıştım. Annemin akademik sebeplerle gerçekleştirdiği ve aylar süren yurt dışı seyahatleri olurdu. Onun her bulunduğu ülkeye denk getiremesek de babamla ben de belli bir süre sonra annemi ziyarete giderdik. İlerleyen yıllarda kürek sporuyla uğraştığım zamanlarda da yarışlar için yurt içi ve Balkan ülkelerine takımla beraber seyahatlerim oldu. Dolayısıyla o zamanlar seyahat etme nedenlerim keyif yapmaktan ziyade bir nevi anne özleminden ve sportif uğraşımın beraberinde getirdiği bir zorunluluktan ibaretti.

Ailemle veya kürek takımımla yaptığımız yurt dışı gezileri hariç ilk tek başıma gezimi 2008 yazında daha ODTÜ hazırlığı yeni bitirmişken Amerika’ya Work&Travel programına gittiğim zaman yapmıştım. O deneyim benim için bir milad noktasıdır. Beni epey pişirmişti. Ertesi yıl da Paris’e yaz boyu dil kursuna gitmiştim. Ev sahibim çok mükemmel bir insan olduğundan neredeyse hiç para harcatmıyordu bana. Dolayısıyla harçlığımı tamamen gezilere yatırıyordum. Bu konuda aileme ne kadar teşekkür etsem azdır. Aynı zamanda tek başıma gezmekten en zevk aldığım zamanlardı. Sonra, halen beraber olduğumuz kız arkadaşımla tanıştım ve tek başına gezilerimin eski tadı kalmadı:) Tabii bir de kuzenim var ki; onun da gezilerimde yeri ve arkadaşlığı (abiliği) benim için apayrıdır.

Şimdilerde ise seyahat benim için öncelikli olarak bir kafa boşaltma aracı. Nereyi gördüğüm, gezdiğim pek farketmez. Yeter ki içinde doğa ve biraz tarih olsun yeter. Denklemlerden, kodlardan, simülasyonlardan yani kısacası bilgisayar ekranından gına geldiğinde iki üç gün de olsa başka bir yerlere gitmem; masamdan uzaklaşmam gerekir.

Her ne kadar keyfi, uzun süreli geziler yapmayı istesem de ODTÜ’deki lisans müfredatım çok ağır olduğundan gezmeye hiçbir zaman on günden fazla vakit ayıramadım. Hala da benzer sebeplerden ötürü uzun süreli gezmiyorum. Bir kere yaklaşık 20 gün sürebilecek bir gezi yapmayı hedefledim ama onda da sıkılıp erken döndüm açıkçası. İşin özeti ben kısa ve öz gezmeyi seviyorum. Seyahat doktorumun öğütlerine kulak verip bir seferde çok gezmek yerine sık sık az geziyorum. Şaka tabii. Her ne kadar kısa süren geziler yapsam da genelde uykumdan feragat edip gittiğim şehirlerle ilgili yapılacaklar listeme ne koyduysam hepsini yaparım. Bir nevi sıkıştırılmış formatta (zipli) geziyorum artık. Bunu da süreç içinde geliştirdiğim bir takım gezi planlama yetilerine borçluyum. Seyahatim bir haftalık bile olsa öncesinde iki üç hafta boyunca oldukça detaylı planladığım olur. Böylece istisnai durumlar dışında (Mısır’a ayak bastığım gün kendimi Arap Baharı protestolarının içinde bulmam veya İzlanda’daki yanardağın patlaması sonucu konferansa gittiğim Viyana’da mahsur kalmam gibi) gezilerimi planımdan sapmadan, çevre faktörlerden en az etkilenerek güzelce gerçekleştiririm. Dolayısıyla titiz ve düzenli bir seyahat planlayıcısı olduğumu düşünüyorum.

Ciao,

Ekin B.

Yayınlayan

ordasaatkac

Benim hakkımda degil ama benim yazmam hakkında birkac kelam: Kocaeli'nin Darıca ve Gebze ilçelerinde geçirdiğim ilkokul ve lise dönemlerinde olsun, Ankara'nın ODTÜ'sunde sular seller gibi akıp giden beş yılım olsun hayatım boyunca yazmaktan kaçan bir insan oldum. Annem "Oğlum hadi yaz" dedi, yazmadım. Hocam "Yaz" dedi yazmadım (Zorla yazdım). Arkadaşlar "Yaz artık amk" dediler (arkadaşlarım da biraz terbiyesiz mi nedir) yine yazmadım . Yazmadım oğlu yazmadım. Marifet sanki. Sonra ne mi oldu? Bi gün yazacağım tuttu. Yazmaya başlamam aynı zamanda siyah zeytini sevmeye başlamamla aynı döneme denk gelir hatta. Ne zaman yüksek lisansım için taa anasının nikahına Japonya'nın başkenti Tokyo'ya gittim, işler değişti. Önce canım deli gibi zeytin çekti; sonra etrafımda olan biteni, bu ilginç yaşamı ve dünyamı facebook profilimde bir takım arkadaşlarımla paylaşmak için ufaktan ufaktan iletiler yazmaya başladım. Şöyle biraz geçmişe gidip gördüm ki 2012 Ekiminden 2014 Aralığına kadar neredeyse 80 word dokümanı ileti yazmışım. Peh. En azından benim gibi yazmaktan kaçan bi insan için peh. Tabii her zamanki gibi "Yazmayı sevmiyorum ben yae" bahanesiyle arkadaşlarımın bin bir ısrarına rağmen blog açmayı erteliyordum. Sonra, 2015 Ocak başında 2015in Mayısına kadar bulunacağım İsviçre'nin Lozan şehrine doktora stajımı yapmaya geldim ve bir gün kendime: "Yeter lan, aç açacaksan şu bloğu" dedim; açtım. Şaka gibi. Yazmak için illa kıta değiştirmem gerekiyormuş gibi. Neyse, umarım bu saatten sonra göçebeliğe kısmi bir son verip seyahat anılarımı aktarabilirim. Gezi ve gözlemlerimle ilgili zirzop paylaşımları yapacağım blog ve facebook sayfalarımda keyifli zaman geçirmeniz dileğiyle. Ciao, Ekin B.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s