Bana lokasyon at, sana rotanı söyleyeyim

Rota ve gezilecek yer belirleme konusunda önceliğimi her zaman doğal güzelliklerin olduğu şehirlerlerden yana kullanırım. Tüm dünya ülkelerini kapsayan bir gezi listem var. Sağda solda fotoğraflarını gördüğüm, etraftan duyduğum yerler hoşuma giderse bu listeye eklerim. Bazen da rastgele, hiç aklımda olmayan ülkelerle ilgili internetten yazılar okurum. Eğer ilgimi çekerse yine listeye eklerim. Sonra da bulunduğum şehre göre bu listeden nispeten yakın olanlarına gitmeye çalışırım. Tokyo’ya gelme amaçlarımdan biri de Asya’da bir üssümün olmasıydı. Böylece Güney Doğu Asya’daki ülkelere rahatlıkla gidebildim. Japonya’dan Türkiye’ye tatile giderken güzergahı ikiye üçe bölüp aradaki ülkelerden atlaya atlaya gezdiğim de oldu. Dolayısıyla bulunduğum coğrafyayı kullanmayı, yolda harcanacak süreyi azaltmayı seviyorum.

Bir de şu var ki; zamanı gelene kadar bazı ülkeleri hiç merak etmem. Pek ilgilenmem hatta. Kendi içimde uyguladığım bir tür öncelik kriterleri var sanırım. Önümdekini bitirip (yakın yerlerden başlayıp) uzaklara gitmeyi daha çok seviyorum. O yüzden önce Avrupa’yı gezip daha sonra Orta Doğu’ya; akabinde de Uzak Doğu’ya ve Okyanusya’ya yöneldim. Şimdi ise Güney Amerika’ya nihayet kendimi hazır hissediyor gibiyim.

Akademi içinde bulunmak da bana hazır rotalar sunabiliyor bazen. Konferanslar olsun, staj gibi olanaklar olsun gidilecek ülkeyi önceden belirliyor. Bana ise işimi hallettikten sonra izin verilen sürede gezebileceğim yerleri planlamak kalıyor. Bu işleri bir yandan.

Ciao,

Ekin B.

Yayınlayan

ordasaatkac

Benim hakkımda degil ama benim yazmam hakkında birkac kelam: Kocaeli'nin Darıca ve Gebze ilçelerinde geçirdiğim ilkokul ve lise dönemlerinde olsun, Ankara'nın ODTÜ'sunde sular seller gibi akıp giden beş yılım olsun hayatım boyunca yazmaktan kaçan bir insan oldum. Annem "Oğlum hadi yaz" dedi, yazmadım. Hocam "Yaz" dedi yazmadım (Zorla yazdım). Arkadaşlar "Yaz artık amk" dediler (arkadaşlarım da biraz terbiyesiz mi nedir) yine yazmadım . Yazmadım oğlu yazmadım. Marifet sanki. Sonra ne mi oldu? Bi gün yazacağım tuttu. Yazmaya başlamam aynı zamanda siyah zeytini sevmeye başlamamla aynı döneme denk gelir hatta. Ne zaman yüksek lisansım için taa anasının nikahına Japonya'nın başkenti Tokyo'ya gittim, işler değişti. Önce canım deli gibi zeytin çekti; sonra etrafımda olan biteni, bu ilginç yaşamı ve dünyamı facebook profilimde bir takım arkadaşlarımla paylaşmak için ufaktan ufaktan iletiler yazmaya başladım. Şöyle biraz geçmişe gidip gördüm ki 2012 Ekiminden 2014 Aralığına kadar neredeyse 80 word dokümanı ileti yazmışım. Peh. En azından benim gibi yazmaktan kaçan bi insan için peh. Tabii her zamanki gibi "Yazmayı sevmiyorum ben yae" bahanesiyle arkadaşlarımın bin bir ısrarına rağmen blog açmayı erteliyordum. Sonra, 2015 Ocak başında 2015in Mayısına kadar bulunacağım İsviçre'nin Lozan şehrine doktora stajımı yapmaya geldim ve bir gün kendime: "Yeter lan, aç açacaksan şu bloğu" dedim; açtım. Şaka gibi. Yazmak için illa kıta değiştirmem gerekiyormuş gibi. Neyse, umarım bu saatten sonra göçebeliğe kısmi bir son verip seyahat anılarımı aktarabilirim. Gezi ve gözlemlerimle ilgili zirzop paylaşımları yapacağım blog ve facebook sayfalarımda keyifli zaman geçirmeniz dileğiyle. Ciao, Ekin B.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s