Japon Mezarlığında Koşan Türk

2014 sonbaharı. Henüz Tokyo’da yüksek lisans yaptığım günler. O zamanlar her hafta sonu, evimden üç km uzaklıktaki nehrin dibindeki durağa metroyla gidip koşularımı nehir kıyısında bir güzel yaptıktan sonra yine metroyla eve dönüyorum. Oldukça keyifli zamanlar.

Bir cumartesi ise akşam arkadaşlarla eğlence programımız biraz erken başlayacağından dedim ki şimdi metroyla vakit kaybetmeden direkt evimizin olduğu semtte koşayım. Caddelerden ve trafikten dolayı şehir içinde koşmak pek tercihim değilse de ‘bi kere denemekten zarar gelmez’ idi. En azından öyle sanıştım. Hem zaten uzun süredir evin balkonundan uzaklarda gördüğüm bir ormanlık alan vardı; orayı da keşfeder dönerim diye çabucak planımı yaptım.

Internetten neymiş ne değilmiş diye araştırdım; nasıl giderim falan hep attım hafızaya. Gugılın dediğine ve benim de zaten gür ağaçların sık olduğu bir bölgenin ne olabileceğini tahmin ettiğime göre burası bir park ve ormanlık alanmış. E süper. Sonra bi de Gugıl Ört’ten baktım parkın şekli şeması nasılmış diye. Ara ara bayağı geniş, alabildiğine gri düz alanlar vardı. ‘Yahu bi park yapmışsınız, üçte birini otoparka ayırmışsınız; amma saçma iş bu da. Yürüsenize olm, arabayla mı gidilir parka?’ dedim. Giyinip çıktım. Yaklaşık 15dk sonra vardım bu ormanlığın sınırına. Oh ya ne kadar sakin, ne güzel bi yermiş; çıt yok.

sakinlik
                            Umarsızca huzur dolmak

Ama bir yandan da kendime diyorum, ‘Böyle bir parka insanların hafta sonu gelmemiş olması da çok ilginç. Belki hava soğuk diyedir’. Neyse, ben koşuma bakayım deyip devam ettim.

Büyük hevesle parktan içeri girdim, bi iki patikaya sapıp devam ederken.. La o da ne? Tövbe bismillah. Koşmak için Kawasaki’nin en büyük mezarlığına gelmişim ya lan! Yav dedim şimdi geri de dönemem. Soğukta üşenmemiş, giyinip çıkmışım o kadar; yarım saatlik koşu için değmez o çile. Dedim bari kenardan g*tüm g*tüm koşayım da bi yarım saat sonra falan dönerim artık. Eğdim başımı önüme, hüzünlü hüzünlü koşuyorum. Tabii bu arada kulaklıklardan bangır bangır leydi Gaga çalıyor. O biçim hüzünlüyüm. Hayatımda hiç bu kadar karışık duygularla spor yapmamıştım yeminle. İçimde ‘caast dens’ ile fırtınalar kopuyor; yüzüm ise tam bir ‘pokır feys’. Sonraki dakikalar boyunca Justın Timbırleyk’ten ‘kıray mi e rivir’ parçası eşliğinde nerden baksan bin küsür rahmetlinin acısını paylaşmaya çalıştım lan orada. Bence metanetliydim bayağı. Gerçi eğer ölülerin ruhu falan etrafta geziyoduysa da çok pis kin gütmüşlerdir bana; “Hibinetora bak, biz burda ölmüşüz; bu taa nerden gelmiş, koşarak nispet yapıyor deyyous” diye. Ama neyse ki ben onları duymadım ve görmedim. Zaten görsem şu anda bloğa yazmaz STV’ye senaryo yazarlığı için CV hazırlıyo olurdum.

Neyse işte koşuya devam ediyorum; bi yandan da çaktırmadan etrafı kesiyorum başka bi allahın kulu var mı gelip spor yapan diye. Tabii ki yok asdhasfghsd. Sonra bir patikaya daha giriyorum. Orada bi kaç araba var; aileler gelmiş, ölen yakınlarının mezarlarına çiçek koyup suluyolar, temizlik falan yapıyorlar. Soğuktan üşüyen ellerime hohladığım sırada yanlarından geçerken o amca ve teyzelerin bir bakışları vardı, ben böyle bir kafa karışıklığı görmedim.

sasirmak
                        Görmüş de olabiliriz, bilemedim

Balerin elbisesi üzerine kuğu başlıklı deniz simidi takip elinde tabancayla kurşun sıkarak sokakta koşan bir panda olsaydım ancak o kadar garip ve anlamsız bakışlar alırdım. Hayır gerçi benim de üzerimde kolları fosforlu, kırmızı bir koşu taytı var, anten gibi dolanıyorum mezarlıkta. Üzerimde bir tek Sims’teki yeşil elmas eksik. Tabii insanların yanlarından geçerken en azından ayıp olmasın diye bi Konnichiva diyorum. E mecbur Konnichiva diye cevap veriyo onlar da. Ama biri de durdurup dese ki “Ya ağa nabıyon sen burada, deli mi dikti?” diye; tek verebileceğim cevap “..lukin fore kam ap, dis iz fakiin avsıım..” olurdu çünkü o sırada Macklemore aypoddan kulaklıklara öyle diyordu. Neyse ki insanlar da benimle daha fazla muhattap olmayıp şüphesiz ki herkes için en hayırlısını yaptılar. Zaten ben de ortamdaki ruhaniyet ve maneviyata dayanamayıp eve geri döndüm. 45 dereceye ayarladığım sıcak duş sırasında bir süre hayatı sorguladım. İnsan her gün şehir mezarlığında kardiyo yapmıyor ne de olsa.

Düşünüyorum da böyle bir şeyi kazara Gebze’de veya ne bileyim Düzce’de falan yapsaydım tişörtümdeki fosforları kolumla beraber söküp çoktan çiçek buketi yapmışlardı bile. Alla.. yok lan Buda korumuş valla. Yakılmış tütsüm varmış.

Budizm hoşgörü dini azizim.

Ciao,

Ekin

Not: Sıradaki şarkı koşmak isteyip de güzergahı tutturamayanlara gelsin

Yayınlayan

ordasaatkac

Benim hakkımda degil ama benim yazmam hakkında birkac kelam: Kocaeli'nin Darıca ve Gebze ilçelerinde geçirdiğim ilkokul ve lise dönemlerinde olsun, Ankara'nın ODTÜ'sunde sular seller gibi akıp giden beş yılım olsun hayatım boyunca yazmaktan kaçan bir insan oldum. Annem "Oğlum hadi yaz" dedi, yazmadım. Hocam "Yaz" dedi yazmadım (Zorla yazdım). Arkadaşlar "Yaz artık amk" dediler (arkadaşlarım da biraz terbiyesiz mi nedir) yine yazmadım . Yazmadım oğlu yazmadım. Marifet sanki. Sonra ne mi oldu? Bi gün yazacağım tuttu. Yazmaya başlamam aynı zamanda siyah zeytini sevmeye başlamamla aynı döneme denk gelir hatta. Ne zaman yüksek lisansım için taa anasının nikahına Japonya'nın başkenti Tokyo'ya gittim, işler değişti. Önce canım deli gibi zeytin çekti; sonra etrafımda olan biteni, bu ilginç yaşamı ve dünyamı facebook profilimde bir takım arkadaşlarımla paylaşmak için ufaktan ufaktan iletiler yazmaya başladım. Şöyle biraz geçmişe gidip gördüm ki 2012 Ekiminden 2014 Aralığına kadar neredeyse 80 word dokümanı ileti yazmışım. Peh. En azından benim gibi yazmaktan kaçan bi insan için peh. Tabii her zamanki gibi "Yazmayı sevmiyorum ben yae" bahanesiyle arkadaşlarımın bin bir ısrarına rağmen blog açmayı erteliyordum. Sonra, 2015 Ocak başında 2015in Mayısına kadar bulunacağım İsviçre'nin Lozan şehrine doktora stajımı yapmaya geldim ve bir gün kendime: "Yeter lan, aç açacaksan şu bloğu" dedim; açtım. Şaka gibi. Yazmak için illa kıta değiştirmem gerekiyormuş gibi. Neyse, umarım bu saatten sonra göçebeliğe kısmi bir son verip seyahat anılarımı aktarabilirim. Gezi ve gözlemlerimle ilgili zirzop paylaşımları yapacağım blog ve facebook sayfalarımda keyifli zaman geçirmeniz dileğiyle. Ciao, Ekin B.

4 thoughts on “Japon Mezarlığında Koşan Türk”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s